2005/04/30

Masal-sı



Herşey sanki bir varmış, bir yokmuş. Cinler severmiş eski hamamları ve cirit oynamayı. Zamanın evveli içre, kalbur saman içre ( ne ilgisi varsa artık ..) Uzakmış bi ülke. Çook uzakmış. İnsanları mutluymuş. Ortalama bi masaldaki kadar mutlu. Ve ortalama masallardaki gibi bi kralları varmış. Adilmiymiş, değilmiymiş, Çocuğu varmıymış, bi gün hasta olmuş mu, sonra cadılar kıskanmış mı bu kralıda, Ya da kralın karısı bi cadımıymış ... prensesi pamuk. Bilmiyorum bunları. Ben sarayları sevmem çünkü. Hiç saraya uğramadım masal boyu. Saraylar çok ışıklı bol gölgeli, şüphe, kuşku yuvasıdır. Her şey pahalı bi değersizliğe gömülüdür. İnsanları kudurtan pahalar dolusu değersizler mezarlığı saraylar. Bi kusuru örtmek için bunca süslenen başka bi mekan var mıdır?
Bi çocuk varmış, yanakları kocaman, elleri küçücük. Severmiş çiçekleri okumayı, bulutları yazmayı. Çimenleri boyamayı severmiş. Rüzgarı yakalamayı. Güneşe "bö" deyip bulutların ardına kaçırmayı. Ama en çok annesini ... Onun kocaman sert yorgun ellerine dayayıp yüzünü uyumayı severmiş. Duamsı masallarını rüyasında görmeyi severmiş. Bi de mercimek çorbasını. Mecimek çorbaları annesi kokarmış, ya da annesi mercimek çorbası gibi:)
Çocuk bi gün yanlışlıkla büyümüş. Çok mu çorba yemiş, çok mu uyumuş, çok mu okumuş çiçekleri, boyamış çimenleri. Çok mu korkutmuş güneşi ne, bi gün kocaman olmuş elleri; yanakları küçücük. Gülüşleri silinivermiş yanakları küçülünce. Çocuk bi gün yanlışlıkla büyümüş ve kaybetmiş annesi kokan mercimek çorbasının lezzetini, kaybetmiş mercimek çorbası kokan annesini.
Üflemiş bulutlara , güneş cascavlak kalmış "bö"lerin korkusunda. Yumruklamış rüzgarları acıyla.Toprağı kaldırmış ayağa. Bi çocukluk boyu boyayıp durduğu çimenleri yolup yolup annesine örtmüş, hayatla arasına set olsun diye ... Yer açmış anacığına geçmiş zaman aralığında.
Çocuk bi gün kocaman elleri çökmüş soluk yanakları, içinde mercimek kokulu bi anne hasretiyle çimenleri eze eze eşelemiş hayatı, uzaklaşmış zamandan.
Çocuk bi gün derinlerde bi yerlerde annesine rastlama ihtimalini umarak içine kaçıvermiş. Çocuk bi gün ...

*Bu yazının müziği: Enya-Only Time

2005/04/29

Bulanık


İnsan nasıl bu kadar kalabalık olabiliyor. Bi ömür boyu anlatsada bitmiyor sözleri. İnsan nasıl bu kadar ıssız kalabiliyor. İnsan nasıl bu kadar uzak, bu kadar yakın, bu kadar farklı, bu kadar aynı olabiliyor.
İnsan yaklaştıkça uzaklaşıyor. Çoğaldıkça tek başına kalıyor. Bağırdıkça sessizliğe gömülüyor. Bir ömür yaşasada bitmiyor yaşanabilecekler silsilesi.
İnsan alıştıkça yabancılaşıyor. Kalabalıklaştıkça kimsesiz oluyor. Gördükçe kör, duydukça sağır ... insan nasıl ...
İnsan nasıl insan kalıyor. Bunca farklılaşmışken. İnsan nasıl insan oluyor bunca kaybolmuşken. İnsan nasıl insan oluyor bunca körleşmişken. İnsan nasıl, neden, niçin yaşıyor bunca kaygısız, bunca tek başına, bunca sorumsuzken. İnsan niçin ...
Gözlerimi yumuyorum isyanlarıma. Kötü dediklerimi görmezden geliyorum. Yüreğimde kalmaya çalışıyorum. Yüreğimle durmaya.
Peki insan nasıl, neden, niçin insan oluyor bunca yalnızlaşmışken.

*Bu yazının şarkısı, Gel ey Seher (Şebnem Ferah- Polat Bülbüloğlu)

2005/04/24

Ayna

Yüzümdür yüzün. Ellerim ellerin. Gülümsüyorsam, senin gülümseyişin. Hüzün çöktüyse gözlerime, buğlandıysa, ağlıyorsam mesela ... hep senden. Sen dediğim yankısını bulandır varlığımda.
Ruhum ayna ellerinde, seyret simanı. Fazla mı soğuk diyorsun? Biraz şımarık, azıcık mağrur, bazen çekilmez mi buluyorsun? Seyret, ruhumdaki kendindir nitelediğin, pullayıp damgaladığın.
Rüzagırımsın ki dalgalanıyorum. Kıyıma vuran dalgalarsın ki aşınıyor, yıpranıyor varlığım. Fırtınamsın, çiçeklerimi yokluğa savuran. Yeşilmi kavuran ayaz ... Tomurcuk açtıran güneşsin.
Fazla mı kurak diyorsun? Bereketsiz mi buluyorsun enginliğimi? Seyrediyorsun, vadiler, çöller boyu kendi kurak, çekilmez ülkeni! Bahçemdeki yeşili yargılıyor, çağlayanlarıma dudak büküyor, görmüyorsun hiç bi güzellik bi hiç özellik bulmuyorsun. İçinde ve dışında yabancı, iğreti, dikensi, burun ucundan seyrediyorusun ellerinle dokunmaya cesaret edemediğin kendi yüreğini. Kendi varlığını yargılıyorsun cesedimde.
Oldukça sen, bendesin. Oldukça ben sendenim sanki. Acıttığın tüm yanlarımla sendeyim, sen bende. Sivirilip lanet okusamda zaman zaman acıma, sana göre bi ben, bana göre bi sende yaşamayı seviyorum.
*Bu yazının müziği Lorenna Mckennet -The Dark Off The Soul

2005/04/19

Anne olmak

Anne olmak zor iş:) Anne olan, annelik koltuğuna geçici olarak, kazara oturan her kişiyi bi sürü müsibet bekler (!) Öyle sıradan biri olamazsınız eğer bu koltuğa yaklaştıysanız. Üstün nitelikler (!) sahibi olmalısınız. (Yoksa köşedeki markete bakınız ) Gerçi geçici yahut kalıcı bu sürec sonunda gerekli vasıflar sizede bi şekilde zuhur eder. Ama ben yine de bi iyilik yaptım, ve mezkur vaziyyet için gerekli vasıfları aşağıda zikrettim (!)
1- Öncelikle, özellikle, bil hassa, mutlaka, zinhar, engin bi sabır yetiniz olmalı. Bu yetinin sınırlarını hayal etmek için çok uçuk düşünmelisiniz:P Beni bi kaç örnek verme hususunda kışkırtmayın isterseniz!
2- Duygusal ani çıkış ve inişlere dayanıklı olmalısınız. Ve hatta bu tarz ani geçişler yaşayabilme yeteneğiniz olmalı. 2 sn lik şedid bi öfkeyi, engin bi sevgi seli takib edebilmeli. (Çünkü muhatablarınız öyle olucaktır. Ve eğer karşılık bulamazlarsa feci sonuçlar doğuracaklardır:P )
3- Bilimum insani atıklara karşı midesel hassasiyetlerinizi bi şekilde unutmalı, yitirmelisiniz.
4- Sınırlarınızı unutun. 'Azıcık yalnız kalmalıyım', ' Bunun böyle olmasını, şunun şurda olmasını istiyorum', ' Mutlaka öyle olmalı' vb tümceleri ve onlara sebeb içsel kurallarınızı, düzensel arzularınızı, ihtiyaçlarınızı unutun. Siz asıl O ne istiyo onu anlamaya çalışın :P Zaten onu anlamaya çalışırken sair tüm kaygıların, hassasiyetlerin ne denli çiğnenebilir olduğunu görmüş olacaksınız.
5- Pek çok şeyi bi anda yapabilmelisiniz. İki, hatta üç kişiyle ilgi dağılması olmadan aynı samimiyyet, aynı çoşkuyla iletişim kurabilmeli, bu sayıda kişinin ihtiyaçlarına cevap verebilmelisiniz. Bu sayı sair muhatablarla artıp eksilebilir tabi ki. Ama bu tarz bi yeteneğiniz yoksa! ... Düşünmek istemiyorum:P Aynı zamanlı işler meselesi de çok mühim. Yemek yedirirken, muhatabın çevreye fırlattığı malzemeyi havada kapabilmeli, aynı zamanda sukunetle yemek hakkındaki masala devam edebilmeli, konuyla ilgili -eğer taleb olursa- bi de şarkı bestelemelisiniz.
Aslında devam ediyorum, ama konsantrem bozuldu bea:) Sonra devam ediyim inşeallah:)

2005/04/09

...

Aslında hiç kimse yok. Her zaman hiç kimse. Hiç bir zaman herkes. Ama bazen görüyor gibi oluyorum başkalarını. Sanki soluklar işitiyorum. Birileri varmış hissine kapılıyorum. Issızlıktan serap görüyorum belliki. Hep de kendimi en muhtac hissettiğim anda eriyor seraplarım. Bütün bunların erimeye mahkum olduğunu hissetmek çok acı. Kendime yalan söylüyor gibi oluyorum yazdıkça. Kedime okkalı bir yalan söylüyor gibi oluyorum güldükçe. Kendime koccaman bi yalan söylemiş oluyorum yaşadıkça, sevdikçe, gördükçe, yürüdükçe ... Affetmiyorum seraplarımı. Yalan söylediğimi yoklukluklarında farkettim diye affetmiyorum. Yüzümü kızarttıkları, beni kendime mahcup ettikleri için affetmiyorum. Keşke dedirttikleri için affetmiyorum. Ağlattıkları için. Issızlığımı büyüttükleri için. Bir şey gördüğünü sanmak yeni bir şey görmeyi istemeyi çağırır. Böyle aynı daire içinde aslında hiç bi yere varmadan döndürüp durdukları için affetmiyorum. Yokluğun affa ihtiyacı var mı! Bi hayalin, masal kahramanının affa ihtiyacı var mı.Peki sevgili ben yoksalar niye bunca canımı sıkıyolar.

2005/04/07

...


www.nalmes.ru
Evvelki gece harika bi geceydi:) Adigey cumhuriyeti Devlet halk oyunları topluluğu nalmes harika bi gösteri segiledi. Yaklaşık 3 saat sürdü. Eğer şehrinize uğrarlarsa bu güzelliği kaçırmayın derim:) Nalmaesin türkiyedeki proğramı için www.kafkasya.net e bakabilirsiniz. http://www.kafkasya.net/portal/index.php?area=1&p=news&newsid=15

2005/04/02

Kıssadan Hisse (!)


Foto: Hacer

Güneşli bir bahar günüydü. Ben odamda uslu uslu oturmuş, Hümeyra'nın boyama kitabını boyuyordum. Birden Hümeyra paldır küldür odaya dalıp sevinçle bağırdı, 'Bak teyze! Çilek!!! ' Ben önce, Hümeyra'nın giriş hızı nisbetinde bi hızla boyaları ve kitapları arkama saklayıp, sonra, sol cenaha ' şimdi sırasımı' anlamlı bi bakış attım. Ama o aldırmadı. Bi avuç dolusu çileği burnuma dürtükleyip 'Bak, ne güzeller di mi? Hepsini ben topladım.' diye şakımaya başladı. Şöyle bi baktım,' Hımmm... pek güzel görünmüyorlar' dedim. Güzel oldukları konusunda ısrarlıydı. Diretti, 'Hayır! Çok güzeller!' Burnumun dibindeki avucunu avucuma boşaltıp 'Bakayım' dedim. Ve bi çırpıda çilekleri hüplettim (zuhahahahahah:P ) Aynı anda Hümeyra tiz telden bi keman konçertosuna başlamıştı bile. Bi iki sanye içinde, olağan üstü yetkilerle donatılmış (!) bi mahkeme heyeti olay mahaline vasıl oldu:P Hümeyra salya-sümük, tiz telden konserine devam ederek ve parmağıyla beni göstererek olayı özetledi (!) Ezici çoğunluk bakışlarını bana yöneltti. Ben şöyle bi öksürüp gevrek gevrek, 'ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca.' veciz savunmasını yaptım:P
Mahkeme kısa sürdü. Heyet önce, müştekiden özür dileyip el, yüz ve burnunu yıkamam ve kısasa ( yani Hümeyraya bi avuç dolusu çilek toplamama) karar verdi. Sonra hafifletici sebebler (sözgelimi, suç unusuru olan çileklerin ısrarla burun hizamda tutulup suça teşvik edilmem vb.) göz önüne alınarak, cezam, özür dilemek ve müştekiye bi avuç çilek toplamak şeklinde kesinleşti. 'Adalet karşısında boynumuz kıldan incedir' diyip, mızmızıka ufaklıktan özür dileyip bahçeye yollandım.
Sonuç:
Fil hakika, çilekleri topladım. Ancak daha eve varamadan dayanamayıp onları da hüplettim. eve döndüğümde, Hümeyra herşeyi unutmuş, benim vukuat sebebiyle yarım bırakmak zorunda kaldığım boya faliyetime devam ediyordu.