2004/12/30

Yazmışım ki...

Aslında bişiy yazmayı düşünmüyodum. sık diyorum ya biz anlara bölünmüş değişik bakış açılarıyız. habire değişiyoruz. yani (yine sık dediğim gibi ) an be an ölüp, an be an doğuyoruz. (...) nerenin bana yakın geldiğini, bana göre olduğunu artık net söyleyemiyorum. ben nereliyim bilmiyorum. önceden evinden ( ama illa evinden!) ayrılmış bi yolcu manzarası çiziyordum. şimdi ev dediğim yer neresi bulamıyorum. ne kendimde mukimim. ne de başka bi yerde. içimde ve dışımda olabildiğince yolcu! her yerimden gurbet akıyor. insanın mutlaka bu duyguyu yaşaması lazım bence. mutlak yolcu olmaklığı tadmalı. (hatta) bi yanıyla yolcu durmalı. insan buna uygun yaratılmış. dunya da... fakat tam bi yolcu hissiyatı, ne biliyim... ya ayakları uzatacak bi laubalilik ya da herşeyden çekilmiş bi yabancılık veriyor. bunları yazmak için erken belki. belki de ben, henuz gurbeti anlamadım. ve belki de -şimdi tersini zannediyor olsam da- yurtluktan uzak düşmedim hiç. belkide... anlara gömülü benler dolusu başkasıyım. ölü bi yanıma ölü bi yanımla anlam veriyorum. ve çiğneyip geçtiğim benler dolusu başkasıyım. ben denen şey zaten sadece sondan bakınca tamamını görebildiğim bi benler ordusu. bunun için ben, sona erinceye kadar kendimi seyretmekten bile mahrumen sınırlarımı kolllamaya, varlıklarımı el altında tutumaya(!) sahip olmaya (oysa ömürde yitik hiç birşey yoktur! ) zavallıca çabalıyorum. en sevmediklerimin bile kaybolmayacağını idrak edemiyorum dokunduğum her şey benimdir dokunduğum vechiyle. bu yakınlığı kimse alamaz benden. ama severmiyin? 'Ah' lar açğıran arkadaşlar silsilesinden midir? (tevbe etsem geçermi (!) ) sürüyüp giderken topuklarımı... ardım sıra yığılıyor, geçişime şahit olan her şey. istemeyerek akraba oluyoruz. aynı anı bölüşmenin bereketi birleştiriyor yolumuzu.. Lakin ben ona değdiğim nokta kadarım. O benim topuklarımda biriken ... bi lahzacık! (sanırım bunun için tevbeye gerek kalmadan geçiveriyor(!) )
bu ana dair değil bu yazılanlar. okuyunca farklı zmnlarda ne denli başkası olabildiğimizi gördüm. kayıt varsa hep öyledir di mi. bu yazının şarkısı yoktu muhtemelen. ben ona angelika yı yakıştırıyorum:) anathema-angelika.
imza mahiyetinde (!) şunnarı yazmışım:
4-8-2004 çarş.
dağbaşı.yaz. cırlamıyor cırcırlar. geceleri bile cırlamıyor. fındıklar tepeler boyu sarı benizleriyle güneşe el- aman çekmiş. bulutlar... ruzgar... ve biliyorum. sonu gelmez (miş gibi) serin bi mavilik olan deniz!

2004/12/28

...

çok güzel bi haftasonu geçirdim:) mina zmnımı zenginleştirip süsledi. dostum benim:) hisler engel kabul etmiyolar hilkatten. sanal yapay vs sökmüyo onlara. duygularında yalancı olanlar vardır tabi. ama bulunduğun yerin başkalarının bakışına göre niteliği duygu zenginliğmii öldürmüyor. yaşamıyormuyum. sanalsa adı mekanın, ölüyormuyum. yada hayali bi ben mi oluyorum. ben gerçeksem bulunduğum her yer gerçektir. yaşadığım her şey gerçektir. bunun içindir ki iddia ediyorum, sanal yoktur :) kendini yazarak ifade etmek var tersine. duygularını şekillerden sıyırma. ve benzer pek çok engelden kurtarma imkanı var. tabi bolca zan var.bunu yadsımıyorum. bundan dolayı sanal diyolar sanırım. ama zanlar maddeye dair se ki genelde öyle, biz sadece ruhsal iletişim kuruyoruz diyebiliriz. Neyse. yani hasılı ben bu sözüm ona sanal iletişimden memunum:P zmnla öyle bi hal alıyoki zaten, kelimelerde yüz ekşitmeleri ya da sırıtmaları extra simgeler olmadanda okumaya başlıyosunuz. yani yüz mimikleri anlamında şeyler oluyo bunlar. anlamları tamamlayan extralar.görmeden iletişen insalar yok mu aramızda
duymadan iletişen... onlara k,imse sanal demiyor. zmnın tadını kokusunu seslerini manzaraları görerek bişiyler paylaşmak. bu zenginlikleri muhabbetine şahit kılmak gibisi yoktur tabi ki. olsun. fon a müzik koyuyorum. masa üstüme de bi deniz manzarası atarsam:P uff :Pp
Şahid kalbim dostluğuna
hoş geldin gönül bağıma
hoş geldin cnm mina :)))
(azıcık uydurma oldu:P )

Baston

Dayanmak bir hastalıktır. baston bağımlılık yapar. Ve eğer bağımlılıksa esir ediyordur. esaret çağıran her imge fikir olay sömürgecidir. 'Ben' i çiğnemeye basmak her biri.
bastonlarımı yakmalıyım; ayakta durmayı unutttum.
Bastonlarımı kırmalıyım; ayaklarımda mecal bırakmayan bi tembellik büyütttüm gölgelerinde...
bastonlarımı unutmalıyım.
tevekkülane yasanılacak bi omuzdan fazlasıysa bende dayanılan. Bi yanım geride kaldı sanıyorsam onusuz ayağa kalktığımda. yalnızlığa düşüyorsam yokluğunda .... ayaklarımı bir odun sıcaklığına sattım demektir. ellerimle, gayretimle, heyecenımla hallediğim bi sıcaklık bu. dayandığım şeyi ben iteliyorm yani. yani ben zavallıca kendi kanımla besliyorum onu. ve tükendiğimi görmüyorum nedense.
vermelerim tüketiyor beni. ben bi ağaç büyütemiyorum; bastonların kökü olmaz!
ben bi dost büyütemiyorum; bastonların kalbi olmaz!
ben giderek eriyorum; bastonların kanı olmaz. hebaya kurban veriyorum.
bastonlarımı unutmalıyım. alışmak bi hastalıktı, şifası unutmak olan. bastonlarımı ıssız bi geçmiş zamana terkedip unutmalıyım. bastonlarımdan azade ayaklarıma sarılmalıyım. 'kendim' i ayağa kaldıracak, 'başka', mustakil dostların göz sıcaklıklarını bulmalıyım.
bastonlarımı satıyorum... var mı alan. bastonlarımı, sürünsemde elime almayacak bi yeminle terkediyorum; var mı alan.
(erzurum- mayıs 2004)
(bu yazının şarkısı unfongiven)

2004/12/10

burdan...

Çalışmaya başlıycam yakında:) alışık olduğum bi iş bu:) ama iş diye görmeden yapmıştım. bu çok deiştiriyo. zaten niyetler işlerin tadlarını yoğunluklarını kokularını etkileyen mühim noktalar:) bi iş nası kokar demeyin:) bu iş güzel kokuyo onu diyebilirim. sıcak kokuyo. tadı neye benziyooo? başlıyınca diyebilirim ama şu an iyi gibi:) uff ben bile dayanamıycam artık bu muhabbete:D
dün Mehmet bana pc sinin kapılarını açtı:) yannış cümle. dün, kapısı bana hep açık olan Mehmetin pc sinden 5 ensturmantal yürüttüm:P bu doğru cümle:) yansımalar. kaset formatında çok çok dinlemiştim. ama pc de dinlemek daha güzel oluyo ve özlemişim:) sağol Mehmet. bu gece unutmazsam biraz daha alıcam:) gitar doğulu bi çalgı. şu an batı sahip çıkmış olsada. gerçi çoğu şey öyle di mi:) medeniyet doğuda parlamış. bu doğu batı tabiride azıcık yaş oluyo:) kime göredoğu kime göre batı filan diyebiliriz yani devamında:) ama demiycem şimdi. trompet de doğulu bi çalgıymış. buna şaşırmıştım cidden. o tarz çalgıları pek sevmiyo gibiyim. saksafon vs. beni pek etkileyemeyen sesliler. ama ney ve gitar birlikte hakikaten rüya gibi oluyor:)
Ve kedilerim. Büyümüşler görmeyeli:) minik adı gibi minik ama hala. en minkleri o:) daha az ayak altındalar artık. kapı pencere tırmalıyolar. bazen sanki koca bi fare pencereyi kapıyı kemiyomuş gibi sesler duyuyorum:D o kadar çok yemek yiyolar ki:)
ben klasik formatta günlük yazamam zaten:) yazıncada böyle kopuk, tadsız oluyo:) gerçi bunlar bile sonradan okuyunca güsel geliyo insana. yeğenimin günlüğünü okudum:)o okuttu. çocukken böyle bişey yapmadığıma gerçekten üzgünüm. daha sonra yapmadığıma da.. çok geç kıymet verdim yazmaya. mektuplaşarak başlamıştım:) hala da devam ediyor bu zevkim. kayıtlar çok önemli zenginlikler. Bi çocuğa kazandıralcak en güzel şeylerden birisi yazma sevgisi. ama hatırlıyorum ben yazmaktan nefret ederdim:) yazım böyle abuk subuktu:) kuzen öyle diyodu; çocuklara yazmayı öğretirken nefret ettiriyoruz. onlar yani:P onlar= öğretmenler :P eğitimde genel eksik bu zaten sevgiden soyutlanmış bi sistem var. yüreğimiz değmiyor öğrendiklerimize:) ezberlediklerimize mi deseydim!
çok güzel zevkleri var Hümüşün. kitap okumayı, yazmayı seviyor. dergi takib ediyor. birilerinin önermediği şeyler yapabiliyo. Odasında duvar gazatesi var. bunu annesinden görmüştür gerçi:) olsun. mektuplaşıyoruz sonra. bulmaca çözmeyi filan seviyor. 8 yaş için güzel şeyler bunlar:) pc de günlük dosyası yaptık. orda da yazıcak artık:) belki bi gün Hümüşe de blog açarız:) fonda yansımalr vardı. adlarına bakıyım:) sezeniş. göç. dierinde yansımalar yazıyo sadece:) ağıtı ayırdım. onunla günlük yazılmıyo. başka şeyler çıkıyo yazarken. alttaki başlık gibi yani:)

Ağıt



Düşüverdim ellerinden.
Say ki yokluğuna karıştım ben.
Zaman eskitiyor yüzümü. Gel-gitler, fırtınalar derken, soyunuyorum zenginliklerimden. kum oluyor dağılıyor, erimezmiş gibi görünen kayalıklarım. Bi yeşillik hayali kurarken, rüzgarlar boyu bi servi tohumu dilerken yani ...
eriyorum; düştüm ya ellerinden.
Bazı şeyler söylenemez. Öyle yalındır ki gerçeklikleri .Bi kelimeye sığışamayacak kadar özgür, kendinden menkul! Gelir boğazında düğümlenir. Yumrulaşır. Büyür filan. Çöker yüreğine kocaman. Acırsın işte.
Acıyorum içten içe; düştüm ya ellerinden.
(...)
Düştüm ya ellerinden, bivatan, gurbetim ben. Geçmişteki zenginlik; kıymeti senden kalan kayıp bi servetim ben.

(yansımalar- ağıt. ve bi deniz kıyısı resmi var. koca bi dağa yaslanmış deniz. derinleştikçe laciverde dönen yeşil sularının üzerinde sandallar salınıyor)

2004/12/08

yoldaydım:)

biraz yoldaydım. seviyorum yolda olmayı. hep g,itmek gerektiğini düşnürken, bunu şiddetle isterken beklemek durumundan kurtuluyorum. asli yolculuğun başkaca olduğunu biliyorum yine. yine durduğumu, aslen yine bekleme konumunda olduğumu biliyorum. ama seyrediyorum. bolca seyrediyorum. benden başka adaları, başka denizleri ve enginliklerini görüyorum. hiç dokunmadan göz ucumdan intikal ediyorum olay mahalline:P yan koltukta saati bulan cep telefonu muhabbetini dinniyorum mesela. aksi emekli subay dayı meselesi:) böyle denmese bile sadece emekli asker olduğunu bilsem ben resmini çizebilirdim. mükemmeliyyetçi. kuralcı. kalkık kaşlı kırlaşmış kaşlar tabi :) hafif şişman ve büyük burunlu:) bu yan koltuktaki muhabbetçinin dayısı:P halasıyla evli. ankarada oturuyor. çocuklarıyla geçinemiyor. hatta geçen gün gardaki bekleme salonundaki örümcek ağları yüzünden ortalıkta dolaşan temizlikçi kadına ültümatom vermiş:) bi de çiçekler mevzu varmış. o biraz karmaşık:) böyle mi yaşamışlar. biliyor duyduğumu. peki dayısı? biliyor mu duyduğumu. biliyor mu başka duyanları. arka koltuğu. ön koltukta artık rahatsız olduğu için kalkmak zorunda kalan ( gözgöze bakıyoruz çünkü mecburen:P) bileçiyi ... bilmiyor. ben de bilmiyorum. sadece dinliyorum. seyrediyorum, dokunmadan. kaygı duymadan. heyecanlanabiliyorum. duygularım var tabi ki seyirlerime dair. şapkasından çekiştirdiği çocuğu sebebiyle kaşlarımı çatıyorum şu kadına ( çok efor sarfetmem gerekmiyor:D) 32 diş görsel desteğiyle sırıtıyorum bazı bazı:P yan çaprazı dikizliyorum. telefonsal bi hava sezinliyorum. muavine sinir oluyorum çok ilgileniyor. yolcuysam en çok dikkat kesilenlere kızıyorum. özgürce kimsenin bakışlarına takılmadan seyretmek ve düşünmek istiyorum. yan komşulara düşmanım bunun için. hele bi koltuğu aşanları hiç hiç istemiyorum:D böyle bi yolculuğum var dı di mi benim:) sivasta boşalan arka koltuğa resmen zıplamıştım:) bi sıkıntı varsa yola dair, aynı yerdeyim ya yolcu olmama rağmen, ( ters bi durum aslında yol ruhu açısından:) ) böyle beynimin içine giriyor. diyor ki içimdeki ses 'senin koltuğunun yarısında da o oturuyo şşt ' rahatsızlıkla kımıldıyorum. hep terslikler birbirini çağırır. sanki yan koltuktaki imtihan memuresi. bi de sakız çiğner yani aksi gibi. üstelik sakız çiğneme bilgisi de yok:P kulaklıklar. heyv metal... cıks. hiç bişiy bu sesi ve yandan gelen kilosal baskıyı dağıtamaz. dokunsalar ağlıycak duruma gelirim. ve muavin gelip geçerken dokunmaktan fazlası yıkar geçer. gel de ağlama. bi de babiş cam kenarına geçirmeye çalışıyodu. o zmn ne yapardım. beterin beteri var di mi:) gülüyorum şimdi.
yoldaydım ya azıcık. düşünmemeye çalıştım kendimi. hep aklımdaydım. hep yanımda. değmemeye çalışarak yan gözle izlemiyormuş gibi:P
bunları yazmayı düşünmemiştim.
üstün dökmen demişti. annesini sokak lambasına benzetirmiş. ya da sokak lambalarını görünce annesini hatırlarmış. ne zmn geçseniz hep yanıyor görürüsünüz onları. siz gelir ve geçersiniz. o anlık ihtiyacınız ışıktır görür ve gidersiniz. ama o hep ordadır. siz geçseniz de ışığı baki gibi karanlıklar içinde bekler. siz hasta olsanız da uyursunuz. açlığınız acınız dudağınızın ucunda. çığlıklar yollarsınız. anneniz hiç ayrılmamıştır ki baş ucunuzdan:) bunu hatırlatan şeyler söylemişti gözleri yaşararak. sokak lambaları bana da annemi hatırlatıyor artık. ama en çok uzakta yalnız ve yoldan uzak görünenler. inatçı. vefakar. vakur.
(entıque iglesias- no apagues la luz, escape)

Misal...

Burdaysam. Görünemiyecek kadar hacimsiz diilsem (artık!) mesela. sınırlarım, sözlerim. savunacak fikirlerim varsa sözgelimi. diktiklerimin yıkıldığını görmek beni kışkırtıyorsa. içimde koccaman kaynayan bi volkansa savaşçı ruhum. karşı koyulmaz buluyorsam isteklerimi. sevgi ve saygı istiyorsam illaki. karşılık diil..... bilinmek istiyorsam ya da. gözlerime baktığı samimi anları (bebekken olduğu kadar samimi) şiddetle arzuluyorsam. sırtımı dayadığım koccaman bi çınar olmaklığını özlüyorsam örneğin. aradıklarımı aradığım yerde, aradığım zamanda, hani tam lazım olduğu anda bulamamak beni çıldırtıyorsa. parçalıyorsam kriz anlarımda tüm iyi dileklerimi. hiç bir şey yıkıldığı zamandan önceki kadar bakir olmuyorsa bi de... acıyorsam kaybettiklerime. kaybetmelerime sonrasıza üzlüyorsam. kendimi suçluyorsam. suçluyorsam, suçluyorsam.. sebebler arıyorsam. ama.. diyorsam sıkça. '... yüzünden' diyorsam bi de. noktalı yerlerde o varsa hani. büyüyorsa kızgınlığım. suçladıkça içten içe uzaklaşıyorsam ondan. ihtiyaçlarım artıyorsa uzaklaştıkça. baştan sona, sondan başa dönen, döndükçe büyüyyen bi çığsa bu. eziliyorsam eziliyorsam eziliyorsam. utanıyorsam suçlamalarımdan. sorumluluklarım geliyorsa o anda aklıma. hesapsal sıkıntılar, cezsalar kaygılar , negatif puanlar,tazirler vs. .... düşüyorsam dipten dibe. ellerini arıyorsam. illa onun ellerini arıyorsam. yaşlı, yorgun, ama bana dirilik veren gözlerini arıyorsam. ben bu kadar batmışken hiç bir şeyin eskisi gibi olmıyacağına kaniysem ya da. iflah bulmam diyorsam. özlüyorsam. özlüyorsam. beni gör diye bağırınıyorsam içimin çıkmaz gibi görünen yollarında. böyle yanyanayken, böyle yakıncacık. değmemek imkansız gibi hani. ulaşılmıyacak kadar gurbetse bana. suçlu o değilse bi de? hesap sorma makamında değilsem ya da. uzak düşenlerin değil yakın durmayanların yargılanacağını biliyorsam sözgelimi. yargıları boş ver hadi. sadece, sadece yanında olmak istiyorsam. özür dilediğimde dinlediğini bilmek. sesimin içine ulaştığını bilmek istiyorsam. istiyorsam. istiyorsam. ulaşmıyorsa sesim kendime bile. boğuluyorsam.
pişman olmak için bile yorgunsam. dönmekten yorulduysam artık. kalmak istiyorsam. yokmuş gibi kalmak istiyorsam bi zmnda. hatırlamıycacağı kadar eski bi zmnda isimsiz kalmak istiyorsam. tembelce yok olmayı diliyorsam. batıyorsam. sesimi -hani duyurmaya pek meraklı olduğum sesimi- kaybediyorsam bi de. susuyorsam...
(Enigma- return to innocence)