2005/12/19

10 küçük mutlukluk mu? Mutluluklar hep büyüktür oysa...

Hiç mutluluk hatırlıycak durumda diil gibiyim:) Hastayım ve az önce biri canımı sıktı. Mızmız haceer! Tamam, yazıyorum Emine.Böööö!
1- Ben bişiy yaparken kimse bana bulaşmıyınca mutlu oluyorum (ama küçük sayılmaz)
2- Kumsalda olmayı seviyorum. Bağıra bağıra şarkı söylemeyi:) Denizin içinde olmayı yazmıyım, çünkü o fazla büyük bi mutluluk:)
3- Hatırlanmak da mutlu ediyo.
4- Çikulata yemek ( bu da küçük diil kiiii)
5- Çizgi flim seyretmek ve bunu kimse kanalı değiştirmeden, birileri gelip seyri muhabbetler, istihzalar vs ile bölmeden tamamlayabilmek!
6- Fotoğraf çekerken mutlu oluyorum
7- Fotoğrafları bastırdıktan sonra da mutlu oluyorum.
8- Biri beni arıyınca mutlu oluyorum
9- biri mail yollıyınca da oluyorum.
10- Hatta inanamazsın, biri bloga yorum ekliyince, biri msn de ileti yollıyınca bile mutlu oluyorum! :)

Dedim ya canım sıkkın:S Hatırlayabildiklerim bunlar. Sensin sobe.

2005/12/18

Cesur Civciv


Dün akşam Cesur Civciv'i seyrettim:) Geçen sene reklamlarını gördüğümde gidecem filan demiştim. Reklamları güzeldi bence. Filimin başını da sevdim:) Nasıl başlıyacağına karar veremeyen bi adam vardı:P İlk yarıda baya güldüm aslında. Şu uzaylı meselesi hoşuma gitmedi ya. Başka bişi bulmalıymış senarist:) Bi de esas oğlanın sesini beğenmedim. Zaten de çok sıcaktı:S :) Mızmız ben. Güzeldi güzeldi. Ama bekledğim kadar diildi.

2005/12/15

...

Toprak ayaklarından tutup içine çekti. Toprak toprağa tutundu. Toprak toprağa karıştı. Geri döndü olmadığı zamana. (Belki de hiç olmadı.) Kokusunu kaybetmişti, bereketten bi hal, susuzluk sarmıştı. Çatlamıştı damar damar. Toprak olduğunu unutmuştu hazar.
Hatırlamak güzeldir evet. Ama hatırlamak acı da verir. Hatırlamak sancılıdır, yeniler çıkarır varlığından, değiştirir havayı. Hatırlamak genzini yakar insanın.
Kopunca ana parçadan, oldum sanmıştı. benim demişti. Varım demişti. Kopunca kaynağından kurur ya pınarlar... Çoşkun bi deli ırmak, kopuş noktasına değin delice savrulmuştu. Bitince zenginlik dediği tüm güzellikler, pınar pınar olmaklığından soyunmuştu.
Pınarsa susuz bi pınar denize düştü de. Topraksa çorak bi toprak toprağa karıştı de. Dönmek güzeldi. Dönülen evse, dönmek yeşertirdi adamı. Dönmek hatırlatırdı, yenilerdi, canlandırırdı varlığı. Dönmek, ana damara dayamak açlıklarını, içine çekmek , damara karışmak, damarlaşmak. Dönmek doğum gibi bi başlangıçtı, dönerek herkes başladı.
Gitmelerde savrulduysa bi süre, bi zaman serseri gezindiyse... Bi hayat kaldıysa kendinden uzakta , başkalığa alışmıştı.
Alışmak önce zordu. Önce uykusuz bitmez geceler, önce sabır bitiren yokluk dilekleri, topuk kaydıran isyanlar gibi çetin alışmak. Alışmak sonra uyuturdu ama. Sonra yumuşak bi döşek gibi müşfik, kendine çeker sarar ve unuttururdu kaygıları. Alışmak konaklatırdı kervanlar boyu yolcuları.
Toprak yakaladı ayaklarından, içine çekti. Hatırladı toprak, toprak olmaklığını. Toprak olmaya döndü. Alıştı toprak olmaya. Toprak toprak oldu. Toprak toprak öldü.

*Bu yazının şarkısı book of days.

2005/10/24

Hocaam, hocaaaam.

Hocam bilmezsiniz çalışmak ne zor bişiy uzakken her şeye. Bilemezsiniz ki bi öğrenci bi şeye nasıl uzak kalır. Ya da hangi öğrenci hangi şeye ne şekilde bi uzaklıktadır. Bilemezsiniz hocam bi defterin nasıl seraba bi bakışla, nasıl fersahlık dil çıkarıp nanik yapma vaziyetlerinde olabileceğini yan masa üstlerinden. Bilemezsiniz sıcak bi yatağa tercih edilemeyen, edilemeiyecek hiç ciddi bulunmayan bi ders çalışma zorunluluğunun vicdani rahatsızlığını. Sonra siz eşit mesafedeki pc ve kitap ikileminin nasıl çözümlenebileceğini de bilemeyebilirsiniz. Siz öğrencilikten soyunduktan beri öğrencilere dair (notlar, sınıf noları vb hariç:) ) hiç bişiy bilmemeye mahkum edildinizz:P elbette bilirsiniz ya resim tekniklerini, bi çocuk nasıl öle pat die büyür, bi msj nasıl zekr ediliveriri körpe dimağına, nasıl cıldırtılır bi çocuk:P nasıl sukunete davet edilir, nasıl renklendirilir kısa okul soluklanmaları, nasıl okunur bi çocuğun oyunsal msjları.. bilirsiniz el-hak. Nasıl yorulur bi çocuk, nasıl büyür minicik içinde, nasıl acır bi anda, nasıl kanar kocaman, nasıl ağlar, nasıl güler, büyümek nasıl bıktırıcı, nasıl eza olabilir, bunları da bilirmisiniz. Nasıl donar yok denilen ayazda. Ben bilmiyorum. İçimdeki adına yaşadığım pek çok şey bile zaman zaman yeni bişey gibi, misafirsel bi tazelikle görünebiliyor bana. Hocam anlamıyorum bazen içimdekini. Bazen çok abuk, çok gereksiz, çok yaşlı, hastalıklı, bazen çekilmiyecek kadar şımarık... olabiliyor.
yarın bi sınavım var hocam oyalamıyın beni:)
(devam ediceekk. az sonra diil:P )
Vaz geçtim ya, böle nie neden die birine yüklenmek bana hiç yakışmıyo:P Kaldı ki Hocamla aramda hiç bi sorun mevzu bahis diil:) Aksine "biliyorum biliyorum o da beni seviyoooo. Çoook çalışmam lazım çoook" lakırdıları yapıyorum. yani ki bu yazııı devam etmiycek, güncelliğini yitirmesi ve popüler bulunmaması sebebiynen:P İlgilenenlerin ilgisiz kalmaları tavsiye edilip, Allahtan cümlesi için sabır niyaz edilir:P

2005/10/12

Vakıay-ı Hayriyye Ve Dahi Abur-cubur

Bi keman ağlıyomuş. Bi vcd varmış cd yi açamıyomuş.Hoca demiş nie müziği ayarlamadınız filan. Sonra öğretmen bi ödev vermiş. Öğrenciler fazla mı büyükmüş, fazla mı küçükmüş bi ödev sorumluluğu için ya da... Küçükmüş sahne arkası.pano devriliyor gibi oluyormuş. Sahne fena diilmiş, ama yönetilmek istemiyomuş küçük sorumluluk sahibi büyükler. Ferdiyetçi ötüyolarmış isyan dalında. Müzik bile bulamıyolarmış bi masalı anlatan. Büyükler masaldan ne anlarmış ki. Masal için masumiyet lazımmış. İçten hesaplılık kaldırmazmış masallar. Böyle tipler bi masalın kötü kalpliler mahzeninde kötü sona mahkum olurlarmış. Üç elmadan bi tanesi bile düşmezmiş paylarına, kerevete de çıkamazlarmış. Yol uzunmuş. Okul uzak. Belediyeler hiç saate riayet etmiyolarmış geçit töreninde trafik akışının. Yağmur yağıyosa, bi de insanlar aynı zamanda dışarı çıkmayı düşünmüşlerse, kesinlikle görmezden geliyomuş otobüs şöförleri durakta bekleyen acelecileri. Aceleler bi şöförün canının isteğine takılıp düşüyomuş. Sınıftan içeri girerken hoca sesini ayarlayamayabiliyormuş. Öğrenci küçülsemi, Hocaya sırıtsamı, kimse yok gibi mi davransa bilemiyomuş. Bi günmüş, upuzunmuş ve karmaşıkmış. Yazınca daha da karışıyomuş her şey. Kelimelerin insafına bırakmamalıymış maziye düşen olayları. Öğrenciler demiş ki kimse kimseyi takmıyor hocam. Herkesin işi varmış. İş sahipleri toplanamamış koca bi hafta boyu. Toplananlar işsizler sınıfına kaydolmuş (muu). Oruç insanın kafasına vurabildiği gibi, eğer yüreğine inmemişse, parmaklarına da vurabiliyormuş. Yani yüreğe inmiyorsa oruç, tutan kişi ondan adam akıllı dayak yiyebiliyormuş. Sonra bi masalın masumiyyetinden anlayanların, bi masalın nasıl ses çıkardığını duaynların başına kocaman kocaman 100 puanlar düşmüş. O masalın müziği one by one imiş. bu yazının müziği ise last of the mohicans-promen mişş

2005/10/05

Yaratıcı Çocuk Etkinlikleri, Ya da Kendini Ruhunun Kollarına Bırak;)

:) Bu bizim bi dersimiz. Az sonra girecez o derse. Demiştim di mi, büyüklerin çocuklardan tek farkı belki de, sınırlarına hapsolmaları. Kaygılar eklendikçe insan büyümüş oluyor. Ayıp olur lar, ne derler fısıltıları, rezil olurum kaygıları, vs vs. Oysa hepsi güzel tadlar bunların. Yüzümün kızardığı anlarda mahcubiyyetsel bi tebessüm geliyoya hani aynı mekana, kendimi saçları keçi kulak tombul, haylaz bi çocuk sanıyorum. Yaşamak lazım. Bunları artık yaşayamam diye tavan arasına attıklarımız, asli zenginliklerimiz. Giderek öldürüyoruz hayatımızdan çıkardığımız duygularla kendimizi. Kaygıların zalim elleri yani, hayatımızı heyecanlı, güzel, keyifli kılacak şeylerin boğazındaki eller. Uff çekil bre, defol burdan:) İçimden geldiği gibi diyorum işte oh olsun. İçimdekine küsmüyorum. İçimdekine bayılıyorum;) İçimdekine sırtımı dönmüyorum. Kaldırım taşlarının ritmine kaptırıyorum ayaklarımı, kocaman pabuçlarım çizgileri aşsa da... :P Şimdi gideceğim. Az sonra ders başlıycak. Tüm smokinlere ölüüüm diycem:P Bilimum gravatları çekicem topaç yapıp sahiplerini. fırıl fırıl dünya ne güsel:P Abarttım di mi:) Tamam tamam bi dahaa yapmiycam, hemen nie kapatıyosun ki sayfayı. Yaratıcı çocuk etkinlikleri derken azıcık ileri gittim sanırım:P O zmn kendini ruhunun kolllarına bırak;)Gidiyorum. elele tutuştuk. Önce ruhum kaygıların sağına baktı, ben gamsız gamsız soldaki korkuları seyrettim.Kocaman, gürültülü ve zehirli gaz fışkırtan, komik canavarları:P sağa koşturdular bakışlarımı. İlerledik. Ruhum ellerimdeyken, ellerindeyken ellerim, zaten hep güvendeydik. Gidiyoruz işte, yollar bizim. Ve güvenlik dediğim şey sadece içimde.

2005/09/26

Kaydı Düşüleeee!

:) Geç kaldım deme, ölene dek geç değildir;) Benimse bişey onun için yapılanlar da geç olamaz. Bendeyse ... Canlıysa ... Canlıdır;)
Güzellikler setredilemez diyorum:) Güzellikler bulaşıcıdır çünkü. Her örtüye bulaşır, delip geçer, tutuklanamaz. Güzeller saklanamaz fazlaca. Çabucak sobe yerler;) Ben geçen gün ( hiçte bileee, geçmediiii :) ) İki güzel sobeledim, ve bi sürü güzellik! Şehirlere anlam veren güzeller vardır. Bi şehre anlam verdiler işte. Ketumum, accayip susukun parmaklarım şu ara, içimdekini ifşa etmeyecekler gibi:) Kısa bi cümle olsun: Çok sevdim, çok seviyorum, çok seveceğim sizi, bulaştığınız zamanı, bulunduğunuz mekanı.Emine, gülsüm,sevgiler.

2005/09/21

Gelişigüzel-Gidişiharika:P

Diyorum ki, yanlış yaptım. İçimdekini tutamadım ben. Hata ettim diyorum. Gözlerimi diktim gözlere pervasız. Kesinlikle hatalıyım. Hislerimi yargılamadım. Bi kaç sevgi salladırsaydım ruhumun dar ağacında şöyle bilimum duygularıma karşı, gör bak kimse sızmayı denermiydi dışına dünyamın. İçime kaçardı hepsi. Yumulur kalırdı böğrümde söylenmemişlikler. Boğazımda bağdaş kurardı cümleler. Yanlış yaptım özür dilerim herkesler! Kimseler bilmeyecek artık gözlerimi. Kimseler duymıyacak vıcık vıcık samimiyetlerimi. Herkes bi mezar sessizliğinde ziyaret edebilecek arefe günleri ölümcül ıssızlığımı.:) Bu gün canım sıkkın ya. Saçma sapan bi konunun içine düştüm. Anlamsız bi tartışmaya bulaştım yani. Anlamak istemediler. Nefislerinin paçalarını sıyırmak için, benim nefsimin paçasını bulaştırdılar:)) Görmek istemeyenden daha kör görmeyi kesinlikle istemeyen başka biridir. Ya ama şimdi ben gördüm die nie benimle uğraşıyolar. Gidin kirlerinizi başka yerde kusun kardeşiiiiiim. Bulaştırmayın dünyamı. Midem bulanıyo. Yeterince anlatılıyor kötü şeyler. Bişiy yapacaksak azıcık ümit bulammız lazım. Ah vah istemiyorum artık ya uzak durun benden. Kapatıcam artık gözlerimi işte. Göremiyceniz mütebessim duygularımı:P Oh olsun küstüüüüm.

Şarkı Dinliyoruuuuuuuuuummmmmm

Ben sigara dumanının altında yana yana en sonunda kül olduuuuuuuum. Sen kibritin hiç yanmayan ucunda birnin hayatındaan geçmiş olduuuunn. Sadece dinlemiyorum farkındaysan, söylüyorum da:P

2005/09/09

Ben Rüzgarım

Sebebi yok rüzgarın, içime doldu. Sebebi yok. Neden demedim. Kucakladım serinliğini. Ruhuma taşıdığı rayihayı sevdim. Gonca gonca gül, ıtır, yasemin koktu.
Sebebi yok rüzgarın işte. İçimde buluverdim;kıpır kıpır rüzgardı. Niçin demedim. Benim içindi. Bana düştü rüzgar. Benim rüzgarımdı. Bilmiyorum zamanı. Belkide zaman rüzgardı.
Geleceğe uçurdu düşlerimi, poyrazdı. Fırtına oldu savurdu benliğimi; karayel... Sağanak sağanak akıttı gözlerimden içimin buzlarını; lodos! Sonra okşadı yumuşacık saçlarımı; meltem...
Sebebi yok rüzgarın içime doldu.
Sebebler aramıyorum. Sonuçlar kucaklıyor beni. Çepeçevre kuşatılıyorum. Niçin tutumaz beni. Neden kimse kim. Benim bi rüzgarım var. Hakikatli bi rüzgar ve bende! Ben rüzgarım belkide...

*Bu yazının şarkısı Özcan Deniz-Beni Affet.

2005/09/04

Yağmurlu bi yazı:)

Şimdi bi şarkı var ama yazı yok. Şimdi yağmurda var aslında:S şimdi var ya toprak bile kokuyo. Şimdi içim tıkanıyo ama. Kimse şahit kılınmasın mı beceriksizliklerime. Kimse bilmesin mi canım acıdığında. düştüğümde kimse görmesin mi. Şefkat çağırmaktan zinhar kaçmalı:P beceremiyorum işte. bi saattir şarkı eşliğinde draft draft saçmalıyorum:D Şöyle yapalım. heyooooo. oleyyy. yuppiii. ben geldim arkadaşlarrrr:P ;yarım yamalak. arkası yarın olarak:P

2005/09/03

Ortaya Karışık

Birvarmış bir yokmuş. Bi balık kuyruktan kokmuş. Bi arı kendini sokmuş. Klavye dediğinin kemiği yokmuş . En güzel balık fok en sıkı müzik rockmuş. Yazıcı kafiyeye kurban vermiş zevklerini. Yazıcı, başını sallayıp sallayıp , masal düşürmüş zamana. Karıştırıp sapı samana, bi yazıcı yanlışlıkla sildiği zırva bi masalı yeniden yazmaya çalışmış:P Mesela kırmızı başlıklı bi kurt varmış . Onu yemek için masalın sonunu iple çekiyormuş Kötü kalpli kız . Fakat Hoca Nasreddin ipe un sermiş. Allahım burası ne karmaşık ne acayip bi yermiş! Katırlar kötü kalpli üvey prensesi çekememiş daha fazla. Ve rollerini üç akçeye satmışlar satırlara . Sıkılmış kurt beklemekten, yorulmuş . Bi akşam yemeğine koşar gibi masalın sonuna koşmuş. Ama kurtun bi büyükannesi yokmuş. Üstelik dilini büyücek bi arı sokmuş. En güzel balık mı fokmuş! Kim demiş ya! O çinokop severmiş masalcının hatrına. Aslında bi printer olsa var ya, çıkacakmuış bu masaldan, fırlıycakmış bilgisayardan. Fırlatıp kırmızı başlığı masalcının yüzüne, yeşil çama çıkıp uygun bi dolunayda adama dönüşen bi kurt rolü kapacakmış, eski bi türk filminde. Yazıkki printer yokmuş. varlar ve yoklar çokmuş. kalbur ve saman azmış. Masal sahibine kızmış. Kurt sıkıntıdan kaf dağının gölgesinde sızmış. Tavşanlar dağlara vızmış. Artık eski masallar düşüremiyormuş masalcı zamana. Gıdıklayamıyormuş kelimeleri nedense. Cümleler paragraflarca somurtmuş. Artık bırakacakmış masalcı masalları, yakın bi uzaklığa. Üstlerine adlarını yazıp, bi cami avlusuna terkedecekmiş hepsini, bi çocuk esirgeme kurumu yurduna düşsünler diye ümitederek. Bi acıya düşeceğini bile bile bi ümide tutunacakmış. Bi şarkı bulmalıymış belki de. Bu şarkı fazla abukmuş bi masal için. Bu masalda oldukça subukmuş zaten. Baykuş ötmüş çatıda! Bi okuyucunun başına kötü bi masal gelmiş. Bi okuyucunun başına bi uğursuzluk gelmiş yani! A!! Kim, kim atmış pekii?!Yaaa insanlar ne serseri olmuşlar!! Zihinsel çöplerini, itikadi hurdalarını niye sağa sola atarlarmış ki! Çöp denen bişiy varmış di mi? A, flim başlamış. Kasımda aşk başkaymış. Bakalım nasılmışşşşş... youuu can sea .... aa aa aa a! :) dım dım dım tıss! onliy time bu filimin müziği. Bu yazıyı yazarken ise bi elektro gitar çığırıyodu (adını yazmamış mehmet.onun pc den yürütmüştüm)

2005/07/04

Sokaktan

Ben bildiğiniz çocuklardan değilim. Yolun kıyısında bulmuş hayat beni. Kolumdan tuttuğu gibi içine almış. Boğulmuşum boşluğunda. Duvarlara yaslanmışım, taş olmuş bedenim. Duvarlara sığınmışım, taş olmuş yüreciğim.
Ben bildiğiniz çocuklardan değilim yani. Bildiklerim bilmediklerime bulaşmış, bilmemek kalmış adıma. Adıma iadeli taahhutlü bulmuşum hayallerimi. İçi boşalmış umutlarımın, dermanı kesilmiş. Yaya kalmış enginliğinde çaresizliğin, kaybolmuş.
Ben bildiğiniz çocuklardan değilim işte! Bilmiyorsunuz beni. Ben bilmediklerinizi bilmiyorum ve bildikleriniz de bilmiyor beni. Bilinmiyorum ben. Çocuklar babında anılmıyor adım. Kaydım düşmülmemiş hayat kitabında. Bi levhaya iliştirilmemiş namım. Aranıyor denilmemiş akabinde resmimin. Bilmediğimce bilinmemişim. Bildiğimce kaybetmiş bilmişliklerim beni.
Bildiğiniz çocuklardan değilim. Bildiğiniz çocuklar nasıl. Neden gülüyorlar örneğin. Ne söylüyor onlara hayat. Kollarından tutup çektiği yol yutmuyor mu onları. Ellerini koyacak yerleri var mı. Gözleri yitiyormu bitimsiz bi boşlukta. Hayalleri iadeli taahhütlü geri geliyormu adlarına. Dizlerini parçalayan kaldırımları tekmeliyorlar mı. Sarılıyolar mı yoksa acılarına. Solukluyorlar mı soğuğu, yutabiliyorlarmı acıyan yerlerini. Kemirebiliyorlar mı hayat damarlarını. Sıfırda donmadan kalabiliyolar mı.
Bildiğiniz çocuklardan değilim demek istiyorum. Anne yoksa çocuk olmaz. Başımda ısınan bi el yoksa yani. Yanağımı kurulayan bi el! Yüzümü dayayacağım bi el yoksa. Sırtımı sıvazlıyacak bi el ... Yoksa bi el ... toprak kokulu. Yemek kokan sıcak bi ev yoksa ya da. Adımı özel sıfatlarla süsleyen sesler ulaşmıyorsa kulağıma bi de . Yakın bulmuyorsa beni kimse soyuna. Yanımdan geçerken gözlerime sevgi bırakmıyorsa hiç kimse. ben çocuklardan değilim!

2005/06/23

Masal-cık

Yaşarken oldu bunlar. Zaman kaydetti hepsini. Gerçek uyuklarken Üstüne dökülen geçmiş zaman bulaşığı misali bi masalcığı göremedi. Masallar gerçeğin sustuğu yerde. AZ masal dinletti gerçekler. Hiç masal sevmedi. içindeki masalsılığı hiç beğenmedi. Yalanların burun uzatanlarını, şapkaların kırmızılarını, kötülüğü yüzüne bulaşan belalı tipleri, iyiliği pamuk gibi yumuşacık tezahur ediverenleri, kırk rakamına kilitli katırlar ve satırları, dereler ve tepelerce dümdüz uzanan arpaboyu yolları, şekle sığmayan envai kalabalık şeyi sevmedi. Sessizce okunmalı masallar; Uyandırmadan gerçeği. Kelimeler parmak uçlarında... Nidalar nefeslerini tutmalı, hele! Her masal gerçeği uykuda yakalamalı.

2005/06/15

yazacak ne kaldı.

İnsan yoldaymış. yalnızmış. Ağaçlar ve çiçeklere rağmen, bulutlar ve güneşe rağmen yalnızmış. İnsan gözleriyle tutunuyormuş hayata. Gördükçe biliyorum sanıyormuş. Gördükleri içine işliyormuş. İnsan kokladıkça, insan bildikçe, insan duydukça içine girmiş kainat. Dışını bulamamış. Bi sürü olmuş gün geçtikçe. Bazı bazı içine batmış. Bazı bazı kanamış. Bazen unutmaya çalışmış içini. Dışını bulamamış ama... Herşey varmış da bi kendi yokmuş sanki. Giderek başkalaşmış. İnsan nerdeymiş.İnsan kimmiş. Kime göreymiş. Neymiş... Bi sürü soru çıkmış ortaya. İçine sığmıycak kadar büyükmüş hepsi ama. Dışında kalmış. Bi soru işaretine yansıyınca gövdesi. Bi soru işaretinde görünce kendisini. İnsan bi soru işareti formunda. Biraz yok gibi bulmuş dışını. İnsan gördükçe, insan bildikçe,insan duydukça dışını... İçine kaçmış. falan filan feşmekan.

2005/06/07

Madagaskar (Madagascar)

Komedi / Macera / Animasyon
Gösterim Tarihi: Haziran 2005
Yönetmen:Eric Darnell , Tom McGrath
Senaryo:Mark Burton , Billy Frolick
Müzik:Hans Zimmer 2005,
ABD ,
Süre:80 dk

SeslendirenlerBen Stiller (Aslan Alex) , Chris Rock (Zebra Marty) , David Schwimmer (Zürafa Melman) , Jada Pinkett Smith (Hipopotam Gloria) , Sacha Baron Cohen (Julian) , Cedric the Entertainer (Maurice) , Christopher Knights (Private) , Andy Richter (Mort)

Yaşadıkları hayvanat bahçesinde kendi düzenlerini kurmuş dört arkadaş hayatlarını mutlu günlerle geçirmektedirler. Aslan kral Alex, zebra Marty, zürafa Melman ve suaygırı Gloria kendi ormanlarını şehrin ortasında kurmuşlardır.Normal seyreden hayatları içlerinden birinin mecara arayışları yüzünden değişir. Zebra Marty merak ettiği dış dünyayı keşfetmek uğruna bir gece kaçar. Onun yokluğunu farkeden arkadaşları çok sevdikleri dostlarını bulmak için yollara düşer. Şehrin ortasında dolaşan koca koca hayvanların komikliği bir yana, arkadaşlarını bulmayı başarırlar. Hep beraber eve dönmek üzereyken onları hayvanat bahçesine götürecek olan son treni de kaçırırlar. Kötü güçler gene işbaşındadır ve bizim kafadarlar bir şekilde kaçırılır. Atıldıkları bu serüvenin sonunda kendilerini Madagaskar adasında bulurlar. Ama alıştıkları rahat düzenden uzak kalmak ve doğalarının gerektirdiği gerçek yaşantıya uymak onlar için pek de kolay olmayacaktır.

http://www.beyazperde.com/film/2627 adresinden yürüttüm:P Bi de afiş yürüttüm ama olmadı:P Mutlaka izleyin derim;)

2005/06/02

...

İçimden konuşuyorum. İçimden çıkıyor sesim. İçimden çıkmıyor ama nedense sesime bulaşan onca duygu, onca sevinç, üzüntü...
Kendimdekini ifadede zorlandığım anlarda sıkça hayali bi ısbat mahkemesi kurardım zihnimde. Sabitleyip hedefimi mecbur bırakırdım dinlemeye beni. Bendekini kabulden başka şans bırakmayan acımasız bi mahekemede pişmanlık dilerdim onun için son celsede. Olmadı hiç bi zaman. Ayna bulmadım bende. Pişman olmadan içime bakacak, pişmanlık duymadan beni okutacak bi hedef görmedim.
...
Buruşturup atsam diyorum canımı acıtan yerlerini zamanın.
Seller akıtsam üstünden acının
Ya da koca bi ateş peydahlasam içimde, yaksam.
Koparıp atsam benden.

Oyun-cuk

"Çengel köye nasıl gidilir?"
"...."
"hey bayan! Çengel köye nasıl gidilir?"
"Çengel mi? he... buraya gelmeden şurdan şöyle... kesinlikle buraya gelmeden devam edin!"
"Teşekkürler."
...
"Tuncay helvası... tuncay helvası yaptım, istermisiniz?"
"Tuncay helvası mı?:))"
"Alın bakın çok güzel"
...

2005/05/31

Rüzgar Sebebiyle Karışığız!


Derken sabah olmuş. Gözlerinde asılı duran bi ömürlük yorgunluk, bitimsiz bi uykuymuş. Düzgün durmak lazımmış kayda değer olmak için. Şık giyinmeliymiş ruhlar karşısında. Kalemler ve kağıtlar adam seçermiş. Kırmızı çoşku sorar siyah hassasiyet beklermiş filan. Cam açıkmış. Rüzgar yokmuş. Kafası karışıkmış bi adamın. Ayakkabıları evin içinde kalmış; ruhu dışında . Gitsemiymiş, kalsamıymış. Rüzgar yokmuş ama. Uçuramamış düşücelerini. Ay mı gökyüzünü karartan, yıldızlar mı kayıpmış. Ama sabah olmuşmuş çoktan. Yokmuymuş yoksa kimse. Adam yokmuymuş? Kalem ve kağıt yokmuymuş?. Pencere? Rüzgar da mı? Sabah olmuş ya, güneş yokmuymuş? Kafası mı karışıkmış sadece bi adamın? Şarkılar karışık oluyormuş hep nedense. Aman.. kafalar diycektim... karışık oluyormuş. İçinde milyonlarcası olur, birine bile ulaşamazmış bu karmaşadan. Kendine ulaşamayan koca bi varlıkmış kafa denilen yani. Dokunamıyorsan sen senmisin? Sesini duyamıyorsan içinin, yerine koyamıyorsan hayallerini, unutuyorsan tam rüyanın ortasında rüyada olmadığını... Kargalar gülüyormuş yani bu saçma şeylere. Kargalar tarihi kötü imajlarına bakmadan dişsiz gagalarını zorlayarak gülüyormuş. Ufff, ne güzel peynir düşer bu gagdan şimdi ya tilki yokki bu yazıda, işe yaramaz. Sonra merdivenler gıcırdamış. Adamın aklına bi şey gelmiş yani. Kaldırmış ayağa başını. Ayaklandırmış gözyaşlarını. Ağlamış ya. Koşa koşa içinden çıkmış hüzün. Koşa koşa bulaşmış zamana. Ay mı varmış gökyüzünde? Güneşmi karaymış? Kulağını çekmeliymiş kafaların; bu kadar dağınıklıkta çekilmez oluyormuş aynı yazı içinde. Kalemler diyorum, çok havalı, çok titiz kesiyorlardı kağıtları ya bence içi boşmuş bu imajlarının; oldukça zırva çalışmışlar. Anlamsız kusmuşlar yine; hissi kablel vukuu...
Hayır, hayır.Pencere açıkmış. Rüzgar gelmiş. Düşürmüş kalemi tahtından. Kağıt aciz kalmış; bakakalmış; içinde tutamamış cümleleri. Rüzgar gelmiş ve karıştırmış cümleleri. Mazeretimiz var; Rüzgar sebebiyle karışığız!
(şebnem ferah-ay) http://www.mp3powers.com/bedava_mp3_indir.asp?mp3_id=1645

2005/05/12

...

Aydınlık tepenin ardına düştü. Kısaydı boyu güneşin. Kayıverince zaman gündüz geceye yuvarlandı. Eteklerinde yeşeriyordu hüzün, can buldu. Çiçeklere şebnem şebnem dokundu.Gökyüzü karardı. Karaydı aslında hep. Güneşi görmüştü; kısa bi andı, geçici bi hevesti. Çabucak geçti. Yıldız yıldız asılı kaldı hülyası. Mütekerrir bi dua ya dönüştü göğün sevdası. Her sabah çağırdı, her sabah buldu. Gökyüzü şanslı sadece. Gökyüzü kısmetli. Biliyorum, O da dinledi, duaya karışan çok mahbub oldu. Kabule şayan bulunmadı. Bi dua karşılığı sunulmadı hiç biri.Yandı ... zeval buldu.
Yağmurumu çağırmalı söndürmeye hararetini. Toprak mı serpmeli enginliğine. Her sabah dönen sevdasının hasretine, yıldızlar yakan göğe nisbet, kandiller mi dikmeli bi gün doğacağı ümidine. Saçmalık. Kabul olmayan bi dua için niye bunca uğraşılır ki.
Bu yazının bi şarkısı var:) Yazıyı pek sevmedim ama şarkıyı seviyorum;) Şebnem Ferah-Bu Aşk Fazla Sana

2005/05/10

Lakırdıyorum:)

Dün akşam Cennetin Krallığını izledim.-dik yani:) Bazı alışkanlıkların yoksunluğunun rahatsızlığı vardı ama iyi bi seyirdi:) Özel salonların benim gibi sıradan birine göre olmadığını farkettim:P Hehehe. Kocaman bi koltukta iki kişi oturduk. Hatta "bi bilet az alsaydık", "bu koltuğa 3 kişi sığardı .Ya da bi kişi daha getirseydik" tarzında bi muhabbet oldu:P İnsanın sinema izlemekten çok uyumak konusunda yoğunlaşabildiği yumuşacık derimsi koltuklardı:P Filim sonunda accayip yorgundum:P kılıç kalkan, çığlık sesleri... yollar filan falan. Aslında bu flimle ilgili bişiy yazacak havada diilim. Daha çok matrayasım geliyo:P Flimde en etkileyici bulduğum sahneyi düşünüyorum da... Seyir sonrasında çok fazla şey kalmadı bende. Genelde güzel tümceler, çarpıcı yorumlar, görüntüler filan avlardım. Ben koltuklarda asılı kaldım:P Ya bi de sinema karşı bakışla seyrediliyo, ben yan yan bakıyodum:P Karşıdan bakan şanslı arkadaşa soralım:P Nasıldı filim? Etkileyici karekter yazıyım bari:P En çok baş rolü sevdim diil:P Kral iyi bi tipti ya.İnsanların birlikte yaşarken ortak pek çok dalları var. Sık sık bunların dikkate alınmamasından yakınıyorum:S Ne güzel bi ülkede yaşıyoruz dan çok, ne kahraman bi ırkım var. Birlikte nasıl iyi yaşarızdan çok, tek başıma nasıl durabilirim, kalabilirim bakışları. Burda insan olmak önemli diyorum. İnsan kalmak. Ben andımızı(!) okursam kalabalıklara karşı, başkaları da andlarını okuyacaktır. Bu ellerini uzat değil, benimle döğüş çığlığı:) Dedim ya çok ciddi şeyler diyebilecek halde değilim:) Bu kadar lakırdamak yeter:) İzleyenlerden nasıl bulduklarını duymak isterim;) Commente e tıklıyın:)
Bu sıra sık sık yaptığım gibi (sevgili, azize, minicik, biricik, canım, canım, canım ... kızım da çok beğendi:P) Enya-Only time dinliyorum, ama bu remx i.

2005/05/07

Masal Denemesi

Yolların uzun, günlerin kısa, yaprakların sarı, çimenlerin yorgun olduğu bi yere dair bi masal bu. Orda gökyüzü koyu lacivetti. Deniz de vardı orda. Orda kuşlar çoğu martı, azı serçe idi. Orda insanlar vardı. Bulutlar koyu bi kalabalıkla geçerdi güneşin önünden. Bazı dağlara bulaşır, asılı kalırlardı. Orda dere boyu uzanan söğütler, dere boyu yerleşik evler vardı. Dere boyu koşuşturan çocuklar... Dereboyu akan günler, suya bulaşmış hüzünler ve daha neler vardı. Sokaklarında sekerek koşan bi çocuğu izlemek isterdim. Ayaklarını küçük köprüden dereye sarkıtmış bi kızı ya da. Omuzundaki ağı denize savuran bi balıkçı da olabilir. Ama hiç bir şey bulamadım inan. İçim öyle kalabalıktı ki, tüm kasaba ben oluverdi. Bi masal boyu içim seslendi, içim yazıldı ve içim okundu . Denize battı huzursuzluğum, kaygılarım bulutlara karıştı. Kumsal boyu yosun koktu umutlarım. Paçaları ıslandı çoşkularımın dalgaların haylaz dokuşunlarından. Neden yazarak boşaltamıyorum onu benden? Bi masala bulaşmışken, neden orada bırakamıyorum? Bi masala hapsedip içimi kaçamıyorum, neden? Buraya bi masal yazmak istemiştim. Üstelik uygun bi fon da buldum:) Moonshadow-Cat Stevens.Ama olmadı. Ben içimi bi uyutup geleyim;) İçimi bi yerlerde unutup geliyim:)

2005/05/02

Deniz

Dalgalıymış. Kumsalı ıslak. Bazı öfkeli tırmanmış kayaları. Koparmış kayaları. Eritmiş kayaları. Çırpınmış kıyasıya. Sığamamış içine. Kalamamış içinde. Toprağa varamamış ...
Varsaymış alırmıymış? Koprarırmıymış kökünden zemini? Sarılırmıymış sonsuza dek? Toprak toprak olurmuymuş? Severmiymiş? Kalırmıymış?
Deniz... uzak. Deniz... yalnız. Deniz hırçınmış sevince. Deniz kederli ... deniz kızılca kaderli.
Deniz, baharda yeşil gözlerini, kışın beyaz yüzünü görene dek. Sonbaharda hüznünü, yazın çoşkusunu hissedene dek toprağın... denizmiş. Aşk düşünce içine bi yakamoz giziyle, aşk girince derinliklere sırlı. Aşk esince poyrazından, aşk savurunca karayel... deniz deniz değilmiş. Güneşi eritmiş sularında. Ayı gömmüş koyu maviliğine. Dokunmuş, ta içine dokunmuş hayatın. Deniz varmak istemiş.
Aşk varılamayansa. Aşk uzakça.Aşk dalgalıysa. Aşk ıslak . Aşk öfkeliyse. Aşk yalnız... Aşk kor ateşli. Aşk eriyorsa. Aşk eritiyorsa... Deniz ölmek istemiş.
(...)
Deniz dokunana hırs, bakana hüzün verirmiş. Deniz sevince, işte böyle sevince toprağı... delirmiş.

*Yazının şarkısı:Gelevera deresi (Kazım Koyuncu-Şevval Sam)

2005/04/30

Masal-sı



Herşey sanki bir varmış, bir yokmuş. Cinler severmiş eski hamamları ve cirit oynamayı. Zamanın evveli içre, kalbur saman içre ( ne ilgisi varsa artık ..) Uzakmış bi ülke. Çook uzakmış. İnsanları mutluymuş. Ortalama bi masaldaki kadar mutlu. Ve ortalama masallardaki gibi bi kralları varmış. Adilmiymiş, değilmiymiş, Çocuğu varmıymış, bi gün hasta olmuş mu, sonra cadılar kıskanmış mı bu kralıda, Ya da kralın karısı bi cadımıymış ... prensesi pamuk. Bilmiyorum bunları. Ben sarayları sevmem çünkü. Hiç saraya uğramadım masal boyu. Saraylar çok ışıklı bol gölgeli, şüphe, kuşku yuvasıdır. Her şey pahalı bi değersizliğe gömülüdür. İnsanları kudurtan pahalar dolusu değersizler mezarlığı saraylar. Bi kusuru örtmek için bunca süslenen başka bi mekan var mıdır?
Bi çocuk varmış, yanakları kocaman, elleri küçücük. Severmiş çiçekleri okumayı, bulutları yazmayı. Çimenleri boyamayı severmiş. Rüzgarı yakalamayı. Güneşe "bö" deyip bulutların ardına kaçırmayı. Ama en çok annesini ... Onun kocaman sert yorgun ellerine dayayıp yüzünü uyumayı severmiş. Duamsı masallarını rüyasında görmeyi severmiş. Bi de mercimek çorbasını. Mecimek çorbaları annesi kokarmış, ya da annesi mercimek çorbası gibi:)
Çocuk bi gün yanlışlıkla büyümüş. Çok mu çorba yemiş, çok mu uyumuş, çok mu okumuş çiçekleri, boyamış çimenleri. Çok mu korkutmuş güneşi ne, bi gün kocaman olmuş elleri; yanakları küçücük. Gülüşleri silinivermiş yanakları küçülünce. Çocuk bi gün yanlışlıkla büyümüş ve kaybetmiş annesi kokan mercimek çorbasının lezzetini, kaybetmiş mercimek çorbası kokan annesini.
Üflemiş bulutlara , güneş cascavlak kalmış "bö"lerin korkusunda. Yumruklamış rüzgarları acıyla.Toprağı kaldırmış ayağa. Bi çocukluk boyu boyayıp durduğu çimenleri yolup yolup annesine örtmüş, hayatla arasına set olsun diye ... Yer açmış anacığına geçmiş zaman aralığında.
Çocuk bi gün kocaman elleri çökmüş soluk yanakları, içinde mercimek kokulu bi anne hasretiyle çimenleri eze eze eşelemiş hayatı, uzaklaşmış zamandan.
Çocuk bi gün derinlerde bi yerlerde annesine rastlama ihtimalini umarak içine kaçıvermiş. Çocuk bi gün ...

*Bu yazının müziği: Enya-Only Time

2005/04/29

Bulanık


İnsan nasıl bu kadar kalabalık olabiliyor. Bi ömür boyu anlatsada bitmiyor sözleri. İnsan nasıl bu kadar ıssız kalabiliyor. İnsan nasıl bu kadar uzak, bu kadar yakın, bu kadar farklı, bu kadar aynı olabiliyor.
İnsan yaklaştıkça uzaklaşıyor. Çoğaldıkça tek başına kalıyor. Bağırdıkça sessizliğe gömülüyor. Bir ömür yaşasada bitmiyor yaşanabilecekler silsilesi.
İnsan alıştıkça yabancılaşıyor. Kalabalıklaştıkça kimsesiz oluyor. Gördükçe kör, duydukça sağır ... insan nasıl ...
İnsan nasıl insan kalıyor. Bunca farklılaşmışken. İnsan nasıl insan oluyor bunca kaybolmuşken. İnsan nasıl insan oluyor bunca körleşmişken. İnsan nasıl, neden, niçin yaşıyor bunca kaygısız, bunca tek başına, bunca sorumsuzken. İnsan niçin ...
Gözlerimi yumuyorum isyanlarıma. Kötü dediklerimi görmezden geliyorum. Yüreğimde kalmaya çalışıyorum. Yüreğimle durmaya.
Peki insan nasıl, neden, niçin insan oluyor bunca yalnızlaşmışken.

*Bu yazının şarkısı, Gel ey Seher (Şebnem Ferah- Polat Bülbüloğlu)

2005/04/24

Ayna

Yüzümdür yüzün. Ellerim ellerin. Gülümsüyorsam, senin gülümseyişin. Hüzün çöktüyse gözlerime, buğlandıysa, ağlıyorsam mesela ... hep senden. Sen dediğim yankısını bulandır varlığımda.
Ruhum ayna ellerinde, seyret simanı. Fazla mı soğuk diyorsun? Biraz şımarık, azıcık mağrur, bazen çekilmez mi buluyorsun? Seyret, ruhumdaki kendindir nitelediğin, pullayıp damgaladığın.
Rüzagırımsın ki dalgalanıyorum. Kıyıma vuran dalgalarsın ki aşınıyor, yıpranıyor varlığım. Fırtınamsın, çiçeklerimi yokluğa savuran. Yeşilmi kavuran ayaz ... Tomurcuk açtıran güneşsin.
Fazla mı kurak diyorsun? Bereketsiz mi buluyorsun enginliğimi? Seyrediyorsun, vadiler, çöller boyu kendi kurak, çekilmez ülkeni! Bahçemdeki yeşili yargılıyor, çağlayanlarıma dudak büküyor, görmüyorsun hiç bi güzellik bi hiç özellik bulmuyorsun. İçinde ve dışında yabancı, iğreti, dikensi, burun ucundan seyrediyorusun ellerinle dokunmaya cesaret edemediğin kendi yüreğini. Kendi varlığını yargılıyorsun cesedimde.
Oldukça sen, bendesin. Oldukça ben sendenim sanki. Acıttığın tüm yanlarımla sendeyim, sen bende. Sivirilip lanet okusamda zaman zaman acıma, sana göre bi ben, bana göre bi sende yaşamayı seviyorum.
*Bu yazının müziği Lorenna Mckennet -The Dark Off The Soul

2005/04/19

Anne olmak

Anne olmak zor iş:) Anne olan, annelik koltuğuna geçici olarak, kazara oturan her kişiyi bi sürü müsibet bekler (!) Öyle sıradan biri olamazsınız eğer bu koltuğa yaklaştıysanız. Üstün nitelikler (!) sahibi olmalısınız. (Yoksa köşedeki markete bakınız ) Gerçi geçici yahut kalıcı bu sürec sonunda gerekli vasıflar sizede bi şekilde zuhur eder. Ama ben yine de bi iyilik yaptım, ve mezkur vaziyyet için gerekli vasıfları aşağıda zikrettim (!)
1- Öncelikle, özellikle, bil hassa, mutlaka, zinhar, engin bi sabır yetiniz olmalı. Bu yetinin sınırlarını hayal etmek için çok uçuk düşünmelisiniz:P Beni bi kaç örnek verme hususunda kışkırtmayın isterseniz!
2- Duygusal ani çıkış ve inişlere dayanıklı olmalısınız. Ve hatta bu tarz ani geçişler yaşayabilme yeteneğiniz olmalı. 2 sn lik şedid bi öfkeyi, engin bi sevgi seli takib edebilmeli. (Çünkü muhatablarınız öyle olucaktır. Ve eğer karşılık bulamazlarsa feci sonuçlar doğuracaklardır:P )
3- Bilimum insani atıklara karşı midesel hassasiyetlerinizi bi şekilde unutmalı, yitirmelisiniz.
4- Sınırlarınızı unutun. 'Azıcık yalnız kalmalıyım', ' Bunun böyle olmasını, şunun şurda olmasını istiyorum', ' Mutlaka öyle olmalı' vb tümceleri ve onlara sebeb içsel kurallarınızı, düzensel arzularınızı, ihtiyaçlarınızı unutun. Siz asıl O ne istiyo onu anlamaya çalışın :P Zaten onu anlamaya çalışırken sair tüm kaygıların, hassasiyetlerin ne denli çiğnenebilir olduğunu görmüş olacaksınız.
5- Pek çok şeyi bi anda yapabilmelisiniz. İki, hatta üç kişiyle ilgi dağılması olmadan aynı samimiyyet, aynı çoşkuyla iletişim kurabilmeli, bu sayıda kişinin ihtiyaçlarına cevap verebilmelisiniz. Bu sayı sair muhatablarla artıp eksilebilir tabi ki. Ama bu tarz bi yeteneğiniz yoksa! ... Düşünmek istemiyorum:P Aynı zamanlı işler meselesi de çok mühim. Yemek yedirirken, muhatabın çevreye fırlattığı malzemeyi havada kapabilmeli, aynı zamanda sukunetle yemek hakkındaki masala devam edebilmeli, konuyla ilgili -eğer taleb olursa- bi de şarkı bestelemelisiniz.
Aslında devam ediyorum, ama konsantrem bozuldu bea:) Sonra devam ediyim inşeallah:)

2005/04/09

...

Aslında hiç kimse yok. Her zaman hiç kimse. Hiç bir zaman herkes. Ama bazen görüyor gibi oluyorum başkalarını. Sanki soluklar işitiyorum. Birileri varmış hissine kapılıyorum. Issızlıktan serap görüyorum belliki. Hep de kendimi en muhtac hissettiğim anda eriyor seraplarım. Bütün bunların erimeye mahkum olduğunu hissetmek çok acı. Kendime yalan söylüyor gibi oluyorum yazdıkça. Kedime okkalı bir yalan söylüyor gibi oluyorum güldükçe. Kendime koccaman bi yalan söylemiş oluyorum yaşadıkça, sevdikçe, gördükçe, yürüdükçe ... Affetmiyorum seraplarımı. Yalan söylediğimi yoklukluklarında farkettim diye affetmiyorum. Yüzümü kızarttıkları, beni kendime mahcup ettikleri için affetmiyorum. Keşke dedirttikleri için affetmiyorum. Ağlattıkları için. Issızlığımı büyüttükleri için. Bir şey gördüğünü sanmak yeni bir şey görmeyi istemeyi çağırır. Böyle aynı daire içinde aslında hiç bi yere varmadan döndürüp durdukları için affetmiyorum. Yokluğun affa ihtiyacı var mı! Bi hayalin, masal kahramanının affa ihtiyacı var mı.Peki sevgili ben yoksalar niye bunca canımı sıkıyolar.

2005/04/07

...


www.nalmes.ru
Evvelki gece harika bi geceydi:) Adigey cumhuriyeti Devlet halk oyunları topluluğu nalmes harika bi gösteri segiledi. Yaklaşık 3 saat sürdü. Eğer şehrinize uğrarlarsa bu güzelliği kaçırmayın derim:) Nalmaesin türkiyedeki proğramı için www.kafkasya.net e bakabilirsiniz. http://www.kafkasya.net/portal/index.php?area=1&p=news&newsid=15

2005/04/02

Kıssadan Hisse (!)


Foto: Hacer

Güneşli bir bahar günüydü. Ben odamda uslu uslu oturmuş, Hümeyra'nın boyama kitabını boyuyordum. Birden Hümeyra paldır küldür odaya dalıp sevinçle bağırdı, 'Bak teyze! Çilek!!! ' Ben önce, Hümeyra'nın giriş hızı nisbetinde bi hızla boyaları ve kitapları arkama saklayıp, sonra, sol cenaha ' şimdi sırasımı' anlamlı bi bakış attım. Ama o aldırmadı. Bi avuç dolusu çileği burnuma dürtükleyip 'Bak, ne güzeller di mi? Hepsini ben topladım.' diye şakımaya başladı. Şöyle bi baktım,' Hımmm... pek güzel görünmüyorlar' dedim. Güzel oldukları konusunda ısrarlıydı. Diretti, 'Hayır! Çok güzeller!' Burnumun dibindeki avucunu avucuma boşaltıp 'Bakayım' dedim. Ve bi çırpıda çilekleri hüplettim (zuhahahahahah:P ) Aynı anda Hümeyra tiz telden bi keman konçertosuna başlamıştı bile. Bi iki sanye içinde, olağan üstü yetkilerle donatılmış (!) bi mahkeme heyeti olay mahaline vasıl oldu:P Hümeyra salya-sümük, tiz telden konserine devam ederek ve parmağıyla beni göstererek olayı özetledi (!) Ezici çoğunluk bakışlarını bana yöneltti. Ben şöyle bi öksürüp gevrek gevrek, 'ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca.' veciz savunmasını yaptım:P
Mahkeme kısa sürdü. Heyet önce, müştekiden özür dileyip el, yüz ve burnunu yıkamam ve kısasa ( yani Hümeyraya bi avuç dolusu çilek toplamama) karar verdi. Sonra hafifletici sebebler (sözgelimi, suç unusuru olan çileklerin ısrarla burun hizamda tutulup suça teşvik edilmem vb.) göz önüne alınarak, cezam, özür dilemek ve müştekiye bi avuç çilek toplamak şeklinde kesinleşti. 'Adalet karşısında boynumuz kıldan incedir' diyip, mızmızıka ufaklıktan özür dileyip bahçeye yollandım.
Sonuç:
Fil hakika, çilekleri topladım. Ancak daha eve varamadan dayanamayıp onları da hüplettim. eve döndüğümde, Hümeyra herşeyi unutmuş, benim vukuat sebebiyle yarım bırakmak zorunda kaldığım boya faliyetime devam ediyordu.

2005/03/29

Yitikler

Benim gibi ağlayıp sızlanmayı seven birine göre bi başlık:) Bu yönümü aslen sevmeyip bolca tiye alsam da, çıkış noktasını safi buluyorum. Alışmanın zorluğu meselesi. Gidenlerin boşluğunun gittikleri zaman görülebilmesi:) Bi de ister istemez hatırladığımız, boşlukları bolca sancıyan(!) yitikler var:P Yitirdiğim bu tarz bişiy olmasaydı kesin, sözüm ona ağıtımsı bişiyler yazardım:) Ama bu başka:) Sözkonusu boşluğu bolca sancıyan şey takriben 25 yıllık bi dostum:P Şu an ol boşluk sebebiyle yemek yiyemiyorum:S Bu ayrığılın kötü kokulu ve iğrenç tadlı ve dahi ağrı kesici olmadan dayanılmıycak kadar elim olduğunu söyleyebilirim:P O benden kopmakla yokluğa karıştı. Ben ondan ayrılmakla acıya gark oldum:P Biraz daha gayret edersem çekilen dişi için şiir yazan ilk adem olucam:P Ah sevgili dişim! Boşluğun doldurulamayacak kadar büyük:P Yokluğun dayanılamayacak gibi; acı:P Beklemezdiniz sanırım, bu yazının bi müziği var:) hotel california. Sazla çalmışlar. Onu bana Zeynep yolladı:) Eyvallah. Dişimin acısı üzerine iyi geldi:P Ah... Dişim.. (Dama mı atsaydım? Bu yaştan sonra kargaların bana bi diş getirme ihtimali kaçta kaç:) Yaşlılık maskaralık! Baksanıza, kargalar bile ciddiye almıyorlar insanı:P Onun için sanırım, tüm yaşlılar dişlerini ücret mukabilinde dişçilerden alıyorlar:) )

2005/03/27

Bahar


Foto: Hacer

Bahar sırtını döndü güneşe. Ayı bi bulut örttü, söndü yıldızlar ; karardı gece... Soğuk bi rüzgar bi papatyanın dilindeki sıcacık bahar şarkısını, tepelere buz tanecikleri olarak serpiştirdi. Ayazın türküsünü uğuldadı zirvede. Ufuk ötesi komşulardan acı ağıtlar söyledi.’Bahar çocuk yüzünde yeşerendir’ dedi. ‘Bahar gözlerde ışıyandır. Bahar yürekleri ısıtan…’ Mevsim dondu tepede. Ayaz sardı ovayı.
Papatya üşüdü… titredi… Başını yapraklarına gömüp ölesiye ağladı. Öz suyunu akıttı, dua denen umudun köklerine.
İşte bu yüzden sarardı yapraklar.
İşte bu yüzden sustu tüm kuşlar.
İşte bu yüzden kelebekler görünmez oldular.
İşte bu yüzden, şarkısını çaldıran bi papatya yüzünden, şimdi öyle üşüyorum ki!

nisan 2001

Çığlık


Foto: Hacer

Korkuyorum...
Ellerimi tutar mısın?
Sararmısın sevginle anne?
Bazen öyle kocaman oluyor ki hayat,
eziliyor küçük bedenim.
Çekemiyorum bu ağır acıyı.
Anlamıyorum hiç bir şeyin anlamını anne.
İstiyorum. istiyorum...
Yaş doluyor gözlerime.
Nasırlı ellerinle çaresizliğimi siler misin?

Vurdukça yüzüme hayatın ağır eli
cılızlığım siniyor her yerime.
Üşüyorum, titiriyorum, donuyorum anne.
Yüreğini yüreğime yorgan verir misin?

Çabuk unutuyorum belki.
Sıyrılıyor sevinçlerim acılardan.
Koşuyorum.
Gülüyorum.
Seviyorum anne.
Soluk yüzüm de sıcacık bi tebessüm,
sesimde gülücük olur musun anne?

Öfke yağıyor ha bire üzerime.
Neden, nereden bilmiyorum
Kaçıyorum, kaçıyorum ...
Kaçtıkça kovalayan bu bitmez çileden,
kurtarır mısın beni,
yanına alır mısın?
İçimdeki açlığı şefkatinle doyurup,
anneciğim bi tanem ...
yanımda kalır mısın?

*Bu şiirin müziği transacoustic (anathema)

Sayıklama(!)

Yine aklıma düştün bu gece. Önüne baksana kardeşim! Ufak çaplı bi sarsıntı geçirdim bu düşüşle.Bayanlara öncelik veren bi zihniyetle, yine önce seni düşündüm. Sonra... sonra bi de kendimi ....
Sen başı çekmeyi seversin. E hani çekici de sayılabilirsin. Ama biliyormusun güzelim, beni hiç çekmedin. Ama sürüklendim.
Sen güneşi ağırlarken gözlerinde, ben ardın sıra kara bi gölge! Evet, dokunulmaz bi bölge! Lakin, lakin sıkıldım ardın sıra sürüklenmekten, sıkıldım. Çıkalım bu proğramdan güzelim. Sıkma iptal bi hassas yıkama ayarlayalım sevgimize. Leke çıkarıcılar, kireç sökücüler dizilsin emrimize. Vernelle yumuşatalım 'biz ' i. Domestosla dezenfekte edelim geçmişimizi; kotuklarımız kabarsın. Kabarsın ve müteheyyir uykular hazırlasın istikbalimize. Uykuyla uhuvvet ilan edelim. Tutalım ellerinden, önce sağa, sonra sola, sonra tekrara sağa bakaraktan geçerken dertlerimizden.
Sen ikamesi olmaya bişeysin. Piyasa değeri yok sevgimizin. Ve hayat promosyon konusunda pek kıtmir; üç kapak getirene bi saadet vermiyorlar güzelim.
Ama sen yine de, çatma o viyolansel kaşlarını hüzünle. Her hüzün bi rodrigo gitar konçertosuna dönüşüyor yüzünde. Bayıyor bu melodi beni güzelim, baylıyorum. Öyle sıradan bi şiir dinletisine dönüşmesin aşkımız. Zaafsal sululuklarla mendillere bulaşmasın. Çekelim burnumuzu ve gırtlağımıza gömelim bilmum akışkanlarımızı. Gömelim sellerimizi.
Ama... Ama sen yine de çatma o viyolansel kaşlarını hüzünle. Her hüzün bi rodrigo gitar konçertosuna dönüşüyor yüzünde. Bayıyor bu melodi beni güzelim. Bayılıyorum... Bay... Bay...
mart 2000(sanırım)

Bu yazı, bu tarz feveranların ortalama sahibi olmaları itibariyle müzekker sigalı yazılmıştır:PP

2005/03/25

Aşk-ı Müsebbib (!)

Sismik duygularla bağlandım sana
Aşkın yüreğimde elektromanyetik bi dalga
Tetikledin, kırdın beni, derin bi fayda
Eşele enkazımı hasarı say da
Rapor yaz 'Aşk çökertti' diye düş kayda

Aşkım hesaplı, ruhsal bi fayda
Ekonomik, iktisadi, mühim bi payda
Denegmi bıraktın yar, piyasada!
Envanter çıkar, zararı sayda,
Rapor yaz, 'Aşksal devalüasyon' diye düş kayda

Anladım senden bana yoktur bi fayda
Sevda-mevda, hayda-nanayda
Hayat var mı acep venüste ayda
Çocukluğuma döndür, adamdan say da
Rapor yaz 'Aşksal manik depresif' diye düş kayda

Sen, müebbed bela, bitimsiz dava
Kalpte tarihsel bi kronik sevda
Kan basıncı düştü, nabzı bi say da,
Rapor yaz, 'aşk öldürdü' diye düş kayda

haziran 2001

Bir Sevda Masalı(!)

Bu gün Eski defterleri karıştırıyordum:) Sanırım 2000 de biradyo Proğramı (incir çekirdeği) sebebiyle yazdığım bazı matrak yazılar ve şiirler buldum. Buldum derken biliyordum, ama tekrar okumak beni keyiflendirdi:) Şimdi bahar ya hani. Hani genelde yazıcıların aşksal muhabbetler ettikleri bi ay:P Bu babdan olarak onlardan bir kaçını buraya yazıcam:) Aşkı ti ye almıyorum içimde. Lakin aşk denilen öyle manzaralar görüyorum ki, ciddiye alamıyorum hiç birini:) Bunlar onlar için olsun. Hani bazı şeyler dileklerle bitirilir ya, bende öyle yapıyım:P Asli aşkı bulmamız niyazıyla:)
Bir Sevda Masalı(!)
Bi sevda masalıydı bizimkisi; sonunda gökten üç elma düşen ... Elmalar bilim adamlarına daha mı merhametli düşüyorudu ne? Yani biz Newton kadar nasipli değildik. Ya da bir-kaç yüzyıl farkla kaçırmıştık şöhreti. Başımızda zonklayan gerçeğin acısıyla ayıldık rüyalardan. Aşkımıza düştü elma ağaçlarının gölgesi.Düşenin dostu olmazdı bilirsin; olmadı.
Oysa... Oysa ben, tutmuştum bu sevdayı güzelim. Tutmuştum. Bu sene kapalı gişe oynamıştı yüreğimde. İnanılmaz güzel, inanılmaz romantik, inanılmaz acıydı. Yani, yani güzelim, aşkında senin kadar yalancıydı.Yatsı ezanlarına karışan bir mum ışığı titrekliğiyle çözüldü yokluğa. Oysa Edison elektriği, Tesla alternatif enerji akımını bulmuştu. Tabi bu da yalandı. İbni Temim bulmuştu ya elektriği, Rahmetli biraz dağınık bir insan olmalıydı. Buluşu muhtelif meayiş arasında meçhul olmuş, muzarisini çekmek yakın çağda Edisona nasip olmuştu. Şu muzarinin esneme payınıda hesaba katarsak, düşünsen herifin fırlama noktasını.
Ya da düşünme, yorma kafanı .... Yorma, ayrılık denen bu acı ve yorgun ruyayı. Buyur et burun ucuna, ağırla! Göz pınarlarımdan demir alan hüzne mendil sallarken sen, mukozasal bi tarzda gideceksin benden .... Çöpçülerin, seni bi selpak mendilinin müşfik sinesinde aşkımızla birlikte süpürdüğü geceye.

2005/03/24

yazmak için ...

Sınırlarımı düşünüyorum. Ne kadar gidilebilir tahammülümün üstüne? Kaç gün sessiz kalabilirim? Ne kadar uzakta durabilir, ne kadar yakın düşebilirim? ilh...
Bi olayın içinde değilse duygular ve sınırlar, dayanıklılıkları sadece söylentiden ibarettir. Sabır gerektirmeyen bi durumda çok sabırlı olduğumu düşünebilirim, söz gelimi ... Birileri, öfke doğuracak olayların dışında beni çok sakin biri addedebilir yani ... Accayip sevecen olurum, müthiş çalışkan, olağan üstü azimli vs. vs. Savaşa girmeyenler nasıl kaybederler ki? Savaşa girmeyenler nasıl kazanırlar ki? Herhangi bi soruna toslamadan benim hakkımda ne bilebilirim? Düz bi ova performansımı sınaya bileceğim bi alan değil. Hele bi dağ tırmanayım, bi bayır ineyim, denizde fırtına, yağmurda sağınak bulayım. Çöle dönsün toprağım; karşısında durayım. Vaha büyüteyim enginliklerimde kurağa rağmen.
Rağmen ayakta kalan yanlarımım ben.

2005/03/01

özel istek üzerine bi son:)

Çocuklar alışılmış şeyleri severler. Aslında bu bozulmamış insani bi hal:) Katışıksız fıtri vaziyet yani:) İnsanlar da aslen alışılmışları sever. Güneşin doğudan doğması gibi. Şekerin tadının tatlı olması, tuzun tuzlu olması vb. :) Kuran-ı kerimdeki cennet tasvirlerinin dunyadaki nimetlerle anlatılması, cehennem tasvirlerinin de yine dünyadaki acılarla anlatılması, hatırlatılması da bundan olmalı. Bilmekdiklerimiz, yeni olanlar aslında hepimiz için korkutucu. Sonsuzu anlamıyoruz. Yok olmayı anlamıyoruz. Çürümeyi anlamıyoruz. Çünkü bunlar kendi hesabımıza bilmediğimiz şeyler. Daha önce sonsuz olmadık. Daha önce çürümedik de. Bunların hiç birini başlığı atarken düşünmemiştim. Sadece masum bi masal sonu, masum ve mutlu:) bi masal sonu yazacaktım. Aşağıdaki masaldaki 'acıların kızını' yanağında güller açarken bırakacaktım yani:) Çünkü masallar böyle biter. Kimse zırlayarak sonu bekliyen bi masal kahramanını işe almaz. Nedense yakınıp duran, terapiye ihtiyaç duyan depresif tipler masallarda barınamıyo:P Aslında pamuk prensese masalı tam bu tiplere göre bişiy:) Hele elmayı ısırdıktan sonraki bölüm! (Münasebetsiz prens gelene kadar tabi:P) Düşünsenize deliksiz bi uyku:D Tam onlara göre işte. Oysa sanıldığının akisne masallar ruhumuzun gerçekleridir. Herkesin bi masalı vardır. Herkese göre bi masal. Ruhunun gerçeği karanlık hiç mi adem yok şu dar-ı fenada:)) Tamam tamam. mızıkçılık yok, gıdıklıycaz şu kızı:) Önce dereden çıkarmak lazım tabi:) En son dere tepe düz gidiyodu.
Mutlu kılmaya azmettiğimiz beyaz saçlı mustuz kız(!) dereye dalıp da soğuk su ile ayılınca, beyninde şimşek çakmış:) (şase mi yapmış beyin hatları:P ) Bi lezzete ulaşmak bi lezzetin bitmesi ile olurmuş aslen. (öğretmeniiim! yazıcı amiyane tabirle kıvırıyooo:P ) Evet ama öyle . Bazı güzellikler tüketilerek kazanılır:) Bi elmayı seyredemezsiniz. Yani kaybetmek kazanmak biraz karmaşık bi konu. Yaşadığınız kadarını kıymet bilip vitrine koyabilmelisiniz bazen. İşte kız da bunları düşünmüş (amma çok düşünüyo he:P ) Sonra boşuna hayıflandığını anlamış. Elmaları yiyerek evine dönmüş. (masal sonunda havaya filan atmıycakmış yani:) ) Bahçesine mevsimlik çiçekler ekmiş. Her mevsim gidenleri ve gelenleri seyretmiş. Kelebekleri haftalık sevmiş. Ölülere dair bi yer ayırmış kalbinde ama, ölülere bağlanmamış asla. Masal da burda bitmiş:)
Turab, saçlarını siyaha boyamak isterdim kızın ama kimyasallara karşıyım :P Bu kadar yeşil bi son yeterli mi:)

2005/02/19

Ümitsiz Bir masal:)

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Cinler cirit oynarken eski hamam içinde. Çok, çook, çoook, uzak bi ülkede bi kız yaşarmış. Bu kız çok mutsuzmuş. Çok mutsuz olmak, hiç mutlu olmamak demek değilmiş:) Çok mutsuz olanlar bazen mutluluğun devamlı olmamasından dolayı nisbeten büyük bi mutsuzluk yaşarlarmışş. Ya, tabi ki biliyorum her şey biter ve başlar, itiraz etmeyin hemen. Demek istediğim, sevinçler ve hüzüler olacakmış tabiki. Ama O, zaman zaman güzellerinin kendinden uzaklaştığını, yok olduğunu görüyormuş. Oysa dostluk giderek çoğalan bişeymiş. Ve bizim kız, güzelleriyle dost olmamaya tahammüllü değilmiş. Bi dere kenarında saatlerce suları dinlediği, bi kelebekle yakalamaca oynadığı vs. oluyormuş tabi ki. Ama bu neşeler hep bu güzelliklerin çürümesi manzarasıyla gurub ediyormuş zavallı kızın hayatında:( Zaman geçtikçe, sevinmeye korkar olmuş. Sevmeye de ... Ne zaman gülümsese az sonra biteceğini düşünüp yüzü soluyormuş hemen. Ne yazık di mi:P Farkındayım, bu kadar karanlık olamaz, yani mutlaka iyi kalan bişiyler vardır masalın kıyısında köşesinde. Aslını söylemek gerekirse, evet bu tarz şeyler varmış. Ama unutmayın kaybedilenler manzarayı kapatır;) Acı varsa acıdır yani:) Ya, hem siz niye eleştiriyosunuz ki, sessizce dinlesenize. Bu bi masal:P İşte bu kızcağız, düşünmüş, düşünmüş, düşünmüş ... Beklendiği gibi taşınmamış ama:P Ve bi karara varmış. Demişki, 'Ne olursa olsun müşteki olmayacağım. Dillendirmeyeceğim üzüntülerimi. Hepsini içime gömeceğim.' Ve dediğinide yapmış (aferin kıza:) ) Bahçesinde her gün sulayıp şefkat gösterdiği güllerin solmasına, sevgi büyüttüklerinin ondan uzaklaşmasına hiç tepki göstermemiş. Sesini ve rengini kaybetmiş gün geçtikçe. Ve bir güün, dere kıyısında masalın sonunda gökten düşmesini umduğu elmaları yıkarken, suda kendi yansımasını görmüş. Ve tiz bi çığlık koparmış. Naman Allahım bu da ne:P Kızımızın başında, evet evet, tamda şu canım perçeminde, kocaman (yok canım bit değil:P ) kapkalın, inatçı ve çirkin bi beyaz tel durmuyomuymuş? ( eveeet duruyormuuuş:) ) Kız hemen onu koparmış. Fakat her giden güzelliğin ardından kızcağız yeni bi nazenin siyah saç telini beyaza kurban vermişş:P Koparttıkça çoğalan bi kötülükmüş. Kaybettikçe çoğalan kaybetmeler gibi. Sonuda pes etmiş. Demişki, ' Olan dertse o da benim değil mi? Onuda seveceğim, ve saklıyacağım varlığımda.' ( aferin kıza:) ) Böylece hiç ayırmamış beyaz saçlarını siyahlardan. Tabi bitmemiş beyazlamalar. Ulaşamadığı dostların(!) namzediymiş her biri. Oysa bazen arkadaşlık kolay ulaşma lüksü, dostluk yanı başında duyumsamadır değil mi? (Değil diyenler tahtaya! Tek ayak üstünde bekliyceksiniz:P ) İşte zavallı mutsuz kız böyle böyle tüketmiş zamanı. Kaybettiklerine ağlamamış, sözünü tutmuş. Onun yerine saçları ağarmış:) Bi gün başka bi nedenle ( ben zorla götürmüşte olabilirim:P ) dere kıyısındayken, suda bembeyaz saçlarını görmüş. Yüzü çok solgun ve yorgunmuş. Düşünmüş. Biten, çürüyen, yiten her şeyde masalımsı bi çekicilik varmış. Oysa herbiri muhannetmiş. Hepsi sevgisine samimiyetine nankör düşmüşler. Kız yıllar dolusu ağlamış. Dere kocaman bi nehir olmuş sonuda. Kız içindeki kocaman üzüntüyü sulara atmak ve unutmak istemiş. Ama bu sadece 'Piedra ırmağının kıyısında oturup ağlayan' bayana göreymiş:P Hiçte, mezkur kitapta rahibenin naklettiği söylentideki gibi, üzüntüler kağıtlara yazılıp sulara atılarak zail olmuyolarmış:) Kız artık sıkılmış bu masaldan. Kızgın kızgın yazıcıya bakıyormuş. Artık bi son olmalıymış. Muhtemel bi kaç son varmış tabi. Mesela kız artık kocaman olan deredeki tüm kurbağaları güzel olmaları ümidiyle öpebilirmiş:P (öğğğğkkkk) Midesel hasasiyetleri dayanamıyomuş bu muhtemel sona:P Ya da, masalın ortasında yıkadığı elmaları gökten düşer gibi görünsünler diye havaya atabilirmiş ( Bu çok riskli ve gereksiz. Newton yerçekimini bulduğuna göre, böyle bi işte ne gibi bi fayda bulunabilir ki artık:P ) Sonra kız, alakasız bi şekilde 'sonsuza kadar mutlu yaşamışlar' da olabilirmiş:P (Sonsuza kadar kim yaşıyosa artık:PP ) Ya da 'onlar ermiş mutarlarına, biz çıkalım kerevetine' olabilirmiş a, yazıcının yükseklik korkusu varmış. Kerevet dahil, böyle sıradan (!) bi masal için hiçbi yere tırmanamazmış:) Sonunda bi masal ortası bulup, bu masalın sonuna eklemişler. Yazıcı klavyeye döktüğü kahveyi silmek için lavaboya 'az gitmiş, uz gitmiş. Kızda dereye atlamış, 'dere tepe düz gitmiş.' Böylece kurtulmuşlar birbirlerinden. E peki niye üzgünüm hala:(

2005/02/16

...

Bazı insanlar başlangıçlar gibi bitişlerde de bulunmak isterler. Anlamsız mı geldi cümle:) Şunu demek istiyorum, birlikte başlamak ve birlikte bitirmek önemlidir onlar için. Sonu önceden bilmeye tahamulleri yoktur. Bilen birileri varsa konuşturmazlar:) Hayatta çok az şeyin sonunu baştayken bilebiliriz. Ancak tahmin ederiz. Ama hayatta sonu kayıtlı şeyleride görüyoruz değil mi? Yaşıyoruz adeta. Bi flim seyrediyoruz, bi kitap okuyoruz, bi anı dinliyoruz ... Ben sonları önceden bilmekten korkmam. Sonları bilmek tersine bana güven verir, rahatlarım. Ve sonları bilmek başkalarının aksine ana dair keyfi azaltmaz bende. Daha rahat olduğum için daha çok keyif alabilirim. Okuduğum kitabın sonunu sorarım, yada açıp okurum. Sonunu bilmekle o kitabı çözmüş olmuyorum. Varılan yerden çok, gidiş önemli benim için. Yol bayonca olanlar. Hayatımız dediğim şeyde bu işte. Yol boyunca olanlar! Evet, sonlar hep yol boyunca olanlara bağlıdır. İyi yürüyen biri muhtemelen düşmez yolun sonunda. Gerçi bu her zaman böyle olmuyor. Süpriz sonlar muhtemel. Sadece hayatsa konuştuğumuz, hayatın bi parçası olan sonu kayıtlı şeyler değilse söz konusu olan, bir tek son var diyebiliriz ; toprağa döndüğümüz an. Biten ve başlayan olaylar hep mustakil dursada ne kadar bağlantılı aslında. Falanca zamanda şöyle bir şey olduğu için filanca zamanda böyle yapıyoruz. Bu kadarda kalabalıklaştırmıyayım konuyu:P
Bayramda ablam Yüzüklerin Efendisi' ni getirmişti. 9 cd. Geceleri yatmadan önce rüyalarımızı zehirledik:P Gerçek dışı şeyler midemi bozuyor:) Fakat flim boyunca gördüğümüz hırslar, özlemler, tutkular, öyle tanıdık geldiki. Bu çekti beni. Hepimiz bi yüzük peşinde köleyiz diye düşündüm:) benzer şekilde çirkenleştiriyor hırslarımız bizi. Bi hırsa esir olmadıkça ne kadar zarif ne kadar mağurursak, ona kapıldığımız an o nisbette canavarlaşıyoruz . Seyrederken bi sonraki anı hep sordum :) Ablam için keyifli bi seyir oldu diyemiyeceğim:) Ama ben çok güvenli seyrettim:P Hiç şaşırmadım:P Dalga geçiyorum kendimle:P Bu yazının kayda değer bi sonu yok işte:) Diğerleri gibi iç döktürmeleri:) Bu yazının bi müziği de yok, dışarda uğuldayan lodosu saymazsak.

2005/01/12

Kuyruk Oluşturmanın Toplumsal Faydaları

Bu sabah erken saatlerde bi kuyruğa dahil oldum. Bu ziraat bankasının yan sokağından eski valilik binasını geçerek gar meydanına uzamaya gayretli upuzuuun bi kuyruktu. Dahil olduğumda, kuyruk bu haldeydi yani. Sıraya girmeden önce en sondaki müdahille konuştum. Hep böyle yapılır, bilirsiniz. 'Merhaba, bu ne kuyruğu?'.' Valla bilmiyorum hanımefendi. Vergi iade zarfı yatırmak için bekliyorum ben'
Bende müdahil oluyorum. Arkamdan gelenler de bana soruyor. 'Bu ne kuyruğu' sağ cenah kalabalık bi cadde. Gelip geçenler bakıp gülüyorlar. Upuzun olmuşuz:P İlk önce sadece gül
yorum. Sonra, yani zmn geçtikçe düşünüyorum da böyle bi kuyruğa dahil olmanın pek çok toplumsal ve ferdi faydası var. Ferdi her fayda, ferdin, toplumu oluşturan parça olması hasebiyle toplumsal bi faydadır değil mi:P
1-Toplumsal birliktelik duygunuz gelişiyor. Yol boyunca gelip geçenlerin gülmelerine çarpmalarına, yol isteme bahanesiyle bölmeye çalışmalarına rağmen orada, dimdik ayakta duruyorsunuz, bi kuyruğun parçası olarak. Benzer duygular yaşayıp, benzer tepkiler veriyorsunuz. Benzer rahatsızlıklarınız, ağrı ve sızılarınız oluyor. Ayaklarınızdan başlayıp ense kökünüzde biten kesif bi ağrı, parmak uçlarınızda buzlanma, burnunuzda sulanma, gözlerde kamaşma vs. ... Araya girenlere karşı 'Arkaya geç karddeşiiim!' tepkisi aynı anda, aynı tonda, aynı heyecanla söylüyosunuz mesela. Karşıya geçmeye çalışanlar bile şöyle bi geriliyo bu tepkiler yüzünden.
2-Yollar bereketli mıntıkalardır. Gelip geçenler önce şaşkın şaşkın bakıyorlar. Sonra merakla 'Nie bekliyosunuz' die soruyorlar. Ve ardından şöyle bi baş sallayıp gülerek 'Allah yardımcınız olsun' diyorlar. Dua alıyosunuz yani durduk yere.
3- Bir sürü tanıdıkla karşılaşıyosunuz. Belki o saatlerde bi yerlere doğru ilerliyor olsaydınız onların hiç birini göremiyecektiniz. Ama merkezi bi caddede kaldırım ortasında öyle dikine durup etrafı seyredince, bir sürü akraba hısım dost vs görüyosunuz. Öyle uzaktan tanıdıklarınız bile böyle dikine dururken size ahbab gibi görünüyor. Sıcak selamlar veriyor, sıcak selamlar alıyorsunuz hasılı.
4-Bu aslında birinci maddeye dahil olabilecek bi madde. Toplumsal kaynaşma yaşıyosunuz. Arkaba çıkıyosunuz önden 5.i hanımla. Arkadaki beyfendi pek matrak bi adam. Esprilerine gülüyosunuz vs. bi muhabbet oluyor yani. Arkadaki bayana yardım ediyorsunuz. Banka defterini unutmuş. Eve almaya gidiyor. Siz onun sırasına mukayyet oluyosunuz. Kaçmıyor bi yerlere:P Sonra o sizin eksik doldurduğunuz satırları farkedip yardımcı oluyor. İlerlerdikçe arayı açmamaya çalışırken sık sık ayakkabılarınızın arka kısmını çiğniyor. Yani pabuçlarınızı bile bi kuyruk boyu beraber kullanıyorsunuz. Ne mükemmel bi birliktelik! sonra hatıralar anlatılıyor. O'nun kardeşinin beyi ölmüş. Zarf onunmuş. Lakin mezkur bayanın topuk dikeni varmış .Ve dün yeğeninin küçük bi oyuncağına tam o topuk dikeni noktasından bastığı için, şu an elim ağrılar içindeymiş:P Önden 5 .i delikanlının babaannesi geliyor sonra. hep birlikte seviniyoruz. Tatlı bi bayan. Torunu elini öperken bizde takdire bakıyoruz. Ne saygılı çocuk:P Zarflarını torununa verip gidiyor. Hiç kızmıyoruz. Önden 5.i komşu çünkü:P Azıcık parfüm bilgim olsa şimdi bunları da ekleyebilirdim:P Yazıkki hiç anlamam böyle şeylerden.
5-Ben çevreyi seyretmeyi severim. Gördüm ki bu gün, çoğu insan benim gibiymiş. Otobüs beklemeleri saymazsak, başka ne zmn böyle bi şansımız olacakki. Merkezi bi cadde kenarında, kalabalık bi kaldırımda, yol ortasında dikilip insaları seyrediyorsunuz. Onlar gülüyorlar bu kocaman kuyruğa. Onların yüzündeki gülücük size yapışıyor. Ve asılı kalıyor uzun zmn dudaklarınızda.
6- Hakk-ı müdafaa duygunuz gelilşiyor. Böyle ortamları bilirsiniz. Fırsatçılar her ortamda olmuştur bittabii. Ama hiç bi ortamda bi fırsatçı böyle devasa bi kuyruktaki kadar toplu tepki alamaz. Araya girmeye çalışan geçici kişilere bile, (sözleri bırakın) öyle bi bakıyoruz ki , adam ya da bayan tırsıyor. Önsıraya elinde çocuğu ricakar cümlelerle geçmeye çalışan bayana hiç acımıyoruz. 'Arkaya lütfeeen.' Bir de anladım ki böyle bi kuyrukta ilk defa bulunan bi çömez olarak, buraların mimlileri varmış. (En son harç yatırmak için bankada sıra beklemiştim ki bu yıllar öncesine tekabul eden bi zaman dilimi:P ) Bankanın içine ennihayetinde ulaştığımızda 7. sıranın ortalarında bi yerlerinde bi dalgalanma oluyor. İtişmeler, bağırmalar vs. Arkamada ki bayan ve daha arkadaki bey konuşuyorlar. Adam diyor ki, 'Bunu biliyorum ben. Annemle maaş çekmeye geldiğimizde de vardı. Numara yapıyor numara.' Kadın ' Bakıyım.. evet evet bende görüyorum bu adamı. Her zaman böyle yapıyor.':PP
Ne kadar da uzattın demeyin. Sabahlar insan zihninde en kalıcı anıların oluştuğu zmn dilimleridir. Ben bu sabah tam 3,5 saat boyunca bi kuyruğa dahil oldum. Yanlış sıraya girip birlikte çektik akılsızlığımızın acısını ayak sızılarımızda:) A durun bu da bi madde olabilir.
7- İvo Andriç in bi sözü vardı. 'Birlikte geçirilen bir felaket kadar insanları birbirine bağlayan başka birşey yoktur.' İşte biz de kocaman bi kuyrukta bunu yaşadık saatler boyu:P Başımıza, karşılığı üç kuruş olan bi felaket gelmişti:P Yılmadık:P Araya girmeye çalışanlara itilip kakılmalara, yanlış yönlendirlilmelere vs kanmadık. Birbirimize tutunarak, (özellikle ayaklarımızdan(!)) bu çilenin sonunu getirdik:P
Bir şeyi sık yaşayanlar, ondaki zenginliği göremezler. Güneşin coşkun ışıltısı gözlerinizi rahatsız etmeye başlar mesela. Yağmurun kokusunu duyamazsınız, çamurdan şikayet edeyim derken. vb. İşte, böyle bi kuyruğa dahil olmada süreklilik, belki bıktırıcı gelebilir. Arada sırada dahil olanların gördüğü güzellikler, abonelerde yalanama yapmış şeylerdir. Bu sabah kuyruğa dahil olmaya giderken çok yakınıyordum. Evet eve döndüğümde de epeyi ağrı çektim:P ama olsun. Uzun zamandır uykum bu kadra çabuk açılmamıştı. Ve uzun zamandır bu kadar neşeli bi sabah geçirmemiştim. Bunu arada sırada yapmaya karar verdim.
İlan:
Vergi iadesi zarflarınız yatırılır:P