2005/03/29

Yitikler

Benim gibi ağlayıp sızlanmayı seven birine göre bi başlık:) Bu yönümü aslen sevmeyip bolca tiye alsam da, çıkış noktasını safi buluyorum. Alışmanın zorluğu meselesi. Gidenlerin boşluğunun gittikleri zaman görülebilmesi:) Bi de ister istemez hatırladığımız, boşlukları bolca sancıyan(!) yitikler var:P Yitirdiğim bu tarz bişiy olmasaydı kesin, sözüm ona ağıtımsı bişiyler yazardım:) Ama bu başka:) Sözkonusu boşluğu bolca sancıyan şey takriben 25 yıllık bi dostum:P Şu an ol boşluk sebebiyle yemek yiyemiyorum:S Bu ayrığılın kötü kokulu ve iğrenç tadlı ve dahi ağrı kesici olmadan dayanılmıycak kadar elim olduğunu söyleyebilirim:P O benden kopmakla yokluğa karıştı. Ben ondan ayrılmakla acıya gark oldum:P Biraz daha gayret edersem çekilen dişi için şiir yazan ilk adem olucam:P Ah sevgili dişim! Boşluğun doldurulamayacak kadar büyük:P Yokluğun dayanılamayacak gibi; acı:P Beklemezdiniz sanırım, bu yazının bi müziği var:) hotel california. Sazla çalmışlar. Onu bana Zeynep yolladı:) Eyvallah. Dişimin acısı üzerine iyi geldi:P Ah... Dişim.. (Dama mı atsaydım? Bu yaştan sonra kargaların bana bi diş getirme ihtimali kaçta kaç:) Yaşlılık maskaralık! Baksanıza, kargalar bile ciddiye almıyorlar insanı:P Onun için sanırım, tüm yaşlılar dişlerini ücret mukabilinde dişçilerden alıyorlar:) )

2005/03/27

Bahar


Foto: Hacer

Bahar sırtını döndü güneşe. Ayı bi bulut örttü, söndü yıldızlar ; karardı gece... Soğuk bi rüzgar bi papatyanın dilindeki sıcacık bahar şarkısını, tepelere buz tanecikleri olarak serpiştirdi. Ayazın türküsünü uğuldadı zirvede. Ufuk ötesi komşulardan acı ağıtlar söyledi.’Bahar çocuk yüzünde yeşerendir’ dedi. ‘Bahar gözlerde ışıyandır. Bahar yürekleri ısıtan…’ Mevsim dondu tepede. Ayaz sardı ovayı.
Papatya üşüdü… titredi… Başını yapraklarına gömüp ölesiye ağladı. Öz suyunu akıttı, dua denen umudun köklerine.
İşte bu yüzden sarardı yapraklar.
İşte bu yüzden sustu tüm kuşlar.
İşte bu yüzden kelebekler görünmez oldular.
İşte bu yüzden, şarkısını çaldıran bi papatya yüzünden, şimdi öyle üşüyorum ki!

nisan 2001

Çığlık


Foto: Hacer

Korkuyorum...
Ellerimi tutar mısın?
Sararmısın sevginle anne?
Bazen öyle kocaman oluyor ki hayat,
eziliyor küçük bedenim.
Çekemiyorum bu ağır acıyı.
Anlamıyorum hiç bir şeyin anlamını anne.
İstiyorum. istiyorum...
Yaş doluyor gözlerime.
Nasırlı ellerinle çaresizliğimi siler misin?

Vurdukça yüzüme hayatın ağır eli
cılızlığım siniyor her yerime.
Üşüyorum, titiriyorum, donuyorum anne.
Yüreğini yüreğime yorgan verir misin?

Çabuk unutuyorum belki.
Sıyrılıyor sevinçlerim acılardan.
Koşuyorum.
Gülüyorum.
Seviyorum anne.
Soluk yüzüm de sıcacık bi tebessüm,
sesimde gülücük olur musun anne?

Öfke yağıyor ha bire üzerime.
Neden, nereden bilmiyorum
Kaçıyorum, kaçıyorum ...
Kaçtıkça kovalayan bu bitmez çileden,
kurtarır mısın beni,
yanına alır mısın?
İçimdeki açlığı şefkatinle doyurup,
anneciğim bi tanem ...
yanımda kalır mısın?

*Bu şiirin müziği transacoustic (anathema)

Sayıklama(!)

Yine aklıma düştün bu gece. Önüne baksana kardeşim! Ufak çaplı bi sarsıntı geçirdim bu düşüşle.Bayanlara öncelik veren bi zihniyetle, yine önce seni düşündüm. Sonra... sonra bi de kendimi ....
Sen başı çekmeyi seversin. E hani çekici de sayılabilirsin. Ama biliyormusun güzelim, beni hiç çekmedin. Ama sürüklendim.
Sen güneşi ağırlarken gözlerinde, ben ardın sıra kara bi gölge! Evet, dokunulmaz bi bölge! Lakin, lakin sıkıldım ardın sıra sürüklenmekten, sıkıldım. Çıkalım bu proğramdan güzelim. Sıkma iptal bi hassas yıkama ayarlayalım sevgimize. Leke çıkarıcılar, kireç sökücüler dizilsin emrimize. Vernelle yumuşatalım 'biz ' i. Domestosla dezenfekte edelim geçmişimizi; kotuklarımız kabarsın. Kabarsın ve müteheyyir uykular hazırlasın istikbalimize. Uykuyla uhuvvet ilan edelim. Tutalım ellerinden, önce sağa, sonra sola, sonra tekrara sağa bakaraktan geçerken dertlerimizden.
Sen ikamesi olmaya bişeysin. Piyasa değeri yok sevgimizin. Ve hayat promosyon konusunda pek kıtmir; üç kapak getirene bi saadet vermiyorlar güzelim.
Ama sen yine de, çatma o viyolansel kaşlarını hüzünle. Her hüzün bi rodrigo gitar konçertosuna dönüşüyor yüzünde. Bayıyor bu melodi beni güzelim, baylıyorum. Öyle sıradan bi şiir dinletisine dönüşmesin aşkımız. Zaafsal sululuklarla mendillere bulaşmasın. Çekelim burnumuzu ve gırtlağımıza gömelim bilmum akışkanlarımızı. Gömelim sellerimizi.
Ama... Ama sen yine de çatma o viyolansel kaşlarını hüzünle. Her hüzün bi rodrigo gitar konçertosuna dönüşüyor yüzünde. Bayıyor bu melodi beni güzelim. Bayılıyorum... Bay... Bay...
mart 2000(sanırım)

Bu yazı, bu tarz feveranların ortalama sahibi olmaları itibariyle müzekker sigalı yazılmıştır:PP

2005/03/25

Aşk-ı Müsebbib (!)

Sismik duygularla bağlandım sana
Aşkın yüreğimde elektromanyetik bi dalga
Tetikledin, kırdın beni, derin bi fayda
Eşele enkazımı hasarı say da
Rapor yaz 'Aşk çökertti' diye düş kayda

Aşkım hesaplı, ruhsal bi fayda
Ekonomik, iktisadi, mühim bi payda
Denegmi bıraktın yar, piyasada!
Envanter çıkar, zararı sayda,
Rapor yaz, 'Aşksal devalüasyon' diye düş kayda

Anladım senden bana yoktur bi fayda
Sevda-mevda, hayda-nanayda
Hayat var mı acep venüste ayda
Çocukluğuma döndür, adamdan say da
Rapor yaz 'Aşksal manik depresif' diye düş kayda

Sen, müebbed bela, bitimsiz dava
Kalpte tarihsel bi kronik sevda
Kan basıncı düştü, nabzı bi say da,
Rapor yaz, 'aşk öldürdü' diye düş kayda

haziran 2001

Bir Sevda Masalı(!)

Bu gün Eski defterleri karıştırıyordum:) Sanırım 2000 de biradyo Proğramı (incir çekirdeği) sebebiyle yazdığım bazı matrak yazılar ve şiirler buldum. Buldum derken biliyordum, ama tekrar okumak beni keyiflendirdi:) Şimdi bahar ya hani. Hani genelde yazıcıların aşksal muhabbetler ettikleri bi ay:P Bu babdan olarak onlardan bir kaçını buraya yazıcam:) Aşkı ti ye almıyorum içimde. Lakin aşk denilen öyle manzaralar görüyorum ki, ciddiye alamıyorum hiç birini:) Bunlar onlar için olsun. Hani bazı şeyler dileklerle bitirilir ya, bende öyle yapıyım:P Asli aşkı bulmamız niyazıyla:)
Bir Sevda Masalı(!)
Bi sevda masalıydı bizimkisi; sonunda gökten üç elma düşen ... Elmalar bilim adamlarına daha mı merhametli düşüyorudu ne? Yani biz Newton kadar nasipli değildik. Ya da bir-kaç yüzyıl farkla kaçırmıştık şöhreti. Başımızda zonklayan gerçeğin acısıyla ayıldık rüyalardan. Aşkımıza düştü elma ağaçlarının gölgesi.Düşenin dostu olmazdı bilirsin; olmadı.
Oysa... Oysa ben, tutmuştum bu sevdayı güzelim. Tutmuştum. Bu sene kapalı gişe oynamıştı yüreğimde. İnanılmaz güzel, inanılmaz romantik, inanılmaz acıydı. Yani, yani güzelim, aşkında senin kadar yalancıydı.Yatsı ezanlarına karışan bir mum ışığı titrekliğiyle çözüldü yokluğa. Oysa Edison elektriği, Tesla alternatif enerji akımını bulmuştu. Tabi bu da yalandı. İbni Temim bulmuştu ya elektriği, Rahmetli biraz dağınık bir insan olmalıydı. Buluşu muhtelif meayiş arasında meçhul olmuş, muzarisini çekmek yakın çağda Edisona nasip olmuştu. Şu muzarinin esneme payınıda hesaba katarsak, düşünsen herifin fırlama noktasını.
Ya da düşünme, yorma kafanı .... Yorma, ayrılık denen bu acı ve yorgun ruyayı. Buyur et burun ucuna, ağırla! Göz pınarlarımdan demir alan hüzne mendil sallarken sen, mukozasal bi tarzda gideceksin benden .... Çöpçülerin, seni bi selpak mendilinin müşfik sinesinde aşkımızla birlikte süpürdüğü geceye.

2005/03/24

yazmak için ...

Sınırlarımı düşünüyorum. Ne kadar gidilebilir tahammülümün üstüne? Kaç gün sessiz kalabilirim? Ne kadar uzakta durabilir, ne kadar yakın düşebilirim? ilh...
Bi olayın içinde değilse duygular ve sınırlar, dayanıklılıkları sadece söylentiden ibarettir. Sabır gerektirmeyen bi durumda çok sabırlı olduğumu düşünebilirim, söz gelimi ... Birileri, öfke doğuracak olayların dışında beni çok sakin biri addedebilir yani ... Accayip sevecen olurum, müthiş çalışkan, olağan üstü azimli vs. vs. Savaşa girmeyenler nasıl kaybederler ki? Savaşa girmeyenler nasıl kazanırlar ki? Herhangi bi soruna toslamadan benim hakkımda ne bilebilirim? Düz bi ova performansımı sınaya bileceğim bi alan değil. Hele bi dağ tırmanayım, bi bayır ineyim, denizde fırtına, yağmurda sağınak bulayım. Çöle dönsün toprağım; karşısında durayım. Vaha büyüteyim enginliklerimde kurağa rağmen.
Rağmen ayakta kalan yanlarımım ben.

2005/03/01

özel istek üzerine bi son:)

Çocuklar alışılmış şeyleri severler. Aslında bu bozulmamış insani bi hal:) Katışıksız fıtri vaziyet yani:) İnsanlar da aslen alışılmışları sever. Güneşin doğudan doğması gibi. Şekerin tadının tatlı olması, tuzun tuzlu olması vb. :) Kuran-ı kerimdeki cennet tasvirlerinin dunyadaki nimetlerle anlatılması, cehennem tasvirlerinin de yine dünyadaki acılarla anlatılması, hatırlatılması da bundan olmalı. Bilmekdiklerimiz, yeni olanlar aslında hepimiz için korkutucu. Sonsuzu anlamıyoruz. Yok olmayı anlamıyoruz. Çürümeyi anlamıyoruz. Çünkü bunlar kendi hesabımıza bilmediğimiz şeyler. Daha önce sonsuz olmadık. Daha önce çürümedik de. Bunların hiç birini başlığı atarken düşünmemiştim. Sadece masum bi masal sonu, masum ve mutlu:) bi masal sonu yazacaktım. Aşağıdaki masaldaki 'acıların kızını' yanağında güller açarken bırakacaktım yani:) Çünkü masallar böyle biter. Kimse zırlayarak sonu bekliyen bi masal kahramanını işe almaz. Nedense yakınıp duran, terapiye ihtiyaç duyan depresif tipler masallarda barınamıyo:P Aslında pamuk prensese masalı tam bu tiplere göre bişiy:) Hele elmayı ısırdıktan sonraki bölüm! (Münasebetsiz prens gelene kadar tabi:P) Düşünsenize deliksiz bi uyku:D Tam onlara göre işte. Oysa sanıldığının akisne masallar ruhumuzun gerçekleridir. Herkesin bi masalı vardır. Herkese göre bi masal. Ruhunun gerçeği karanlık hiç mi adem yok şu dar-ı fenada:)) Tamam tamam. mızıkçılık yok, gıdıklıycaz şu kızı:) Önce dereden çıkarmak lazım tabi:) En son dere tepe düz gidiyodu.
Mutlu kılmaya azmettiğimiz beyaz saçlı mustuz kız(!) dereye dalıp da soğuk su ile ayılınca, beyninde şimşek çakmış:) (şase mi yapmış beyin hatları:P ) Bi lezzete ulaşmak bi lezzetin bitmesi ile olurmuş aslen. (öğretmeniiim! yazıcı amiyane tabirle kıvırıyooo:P ) Evet ama öyle . Bazı güzellikler tüketilerek kazanılır:) Bi elmayı seyredemezsiniz. Yani kaybetmek kazanmak biraz karmaşık bi konu. Yaşadığınız kadarını kıymet bilip vitrine koyabilmelisiniz bazen. İşte kız da bunları düşünmüş (amma çok düşünüyo he:P ) Sonra boşuna hayıflandığını anlamış. Elmaları yiyerek evine dönmüş. (masal sonunda havaya filan atmıycakmış yani:) ) Bahçesine mevsimlik çiçekler ekmiş. Her mevsim gidenleri ve gelenleri seyretmiş. Kelebekleri haftalık sevmiş. Ölülere dair bi yer ayırmış kalbinde ama, ölülere bağlanmamış asla. Masal da burda bitmiş:)
Turab, saçlarını siyaha boyamak isterdim kızın ama kimyasallara karşıyım :P Bu kadar yeşil bi son yeterli mi:)