2009/06/27

Aslında teşbihi severim edebi sanat olarak. Lakin kişisel özellikler babında birinin varlığını diğerinden sebeb görmek derecesinde basit dillendirilen cinsi çok rahatsız edici. "falancaya çekmiş", "filana ne kadar benziyo", "tıpkı feşmekan gibi" tarzı muhabbetlerden bahsediyorum. Sözkonusu şahsı mustakil olmaktan-olabilmekten koparıp birine bağımsızlık hakkını gasbedercesine ram etmeler hep haksızlık gibi gelir. Ol fakirin cüz-i iradesi de mi yok dedirtir bana. Her şey de mi genetik canım, her şey de mi miras:P Öyle olsa bile bırak söyleme, adam güzelliklerinden kendince çiçek açıp, kötü kokularını kendince koklasın:P Kötü özelliklerini miras bırakan dedesinden nefret etmesiiin:) Ne kötü hale getirdim konuyu di mi?
Bu muhabbetin en meşhur hali, ebeveynin evladına kızınca , kızdığı hali partnerinden miras bilmesidir. Anne- babasına benzemek bi çocuk için iyi halken, böyle durumlarda fazlaca sinir bozucu oluyor. Bi de "şunun şuna, buran buna, oyun ona benziyor ..." vb söylemlerden sonra insanın isyan edesi geliyor " nerem- neyim bana benziyor" tarzında ... Bu muhabbetlerin özel kelimelerinden biri "çekmek". "çekmişsin", "çekmemişsin" arasında kısaca kişilik analizimiz yapılıyor:P Analiste çektiğimiz ölçüde iyi, çekmediğimiz ölçüde kötü pozlar veriyoruz. An itibariyle çekiversek yırtabiliriz yani:P
Bunlar nerden mi aklıma geldi? Merak etmiyo musun? Ediyomuşsun gibi yap, çünkü cevap vermek istiyorum:P Bıdık hayatımıza girdiğinden beri, hatta henüz yoldayken bi kıyas furyası başladı. Bundan diğerinden ziyade hoşlanmam. Zaten kıskanmaya pek meyyalim, hasedimi azdıran bi hal kıyas. Onun kinin başı 4.ü ayda bilmem kaç cm imiş, senin bebişin başı kaç cm:P Ne manyak bi muhabbet. Doğduktan sonra "onun bebişi daha kırmızıymış, senin bebiş daha beyaz"!!! Sadece benim bebiş beyaz desek olmuyor mu? Ardından o şunu dedi, bu demiyo, ne zaman der. Öğretmiycek misiniz:P En gıcığı da bu, "öğretmiyor musunuz" Sanki sözkonusu şey söylediğin yaptığın her şeyi hop tekrarlayan bi papağan. Bu muhabbetin ardından da yazının konusu olay geliyor. Onun gözleri babasına, bunun burnu annesine... filan çekiiip duruyor. Bi de çocuğunun "çekildiği" kişiden hiç haz etmiyorsan ... öyle işte. Can sıkıcı. Ben O Efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem)'e benzesin duası ile (ve duası için) Adını O'nun adından koydum. Ruh da Hz. Yusuf (a.s.)'a benzesin duasını ekledi. Onlara çeksin duamıza amin deseler a!

2009/06/23

Bir rüya gördüm. Kuzuyu uyuturken dalıverdiğim öğle uykusundaydı. Baya kalabalıktı, azıcığı kaldı ben de. Şimdi hakikat ihtimali 'olabilir' pozlarıyla dolaşıyor zihnimde. Ben zaten severim böyle komplo teorisi vari felaketli şeyleri. Nasıl bi tanımdı bu Allahım:) İyi ki bi edebiyatçı değilim. Yazılarım akademik çevreleri baya sarsa bilirdi:P Sonunda beni türkçeyi kullanmaktan aforoz ederlerdi:P Ne uzattım he! Amaaan be. Ben de hiç yaranamıyorum kendime he! Ne yapsam dalga geçiyor kendim benimle. Ne etsem burun kıvırıyor. Yazsam beceriksiz, gıcık, çok bişmiş vs., yazmasam vefasız diyiveriyor. Amma kıl şu kendim he. Nerdeeen nereyee. Bi rüya anlatıyorumdum di mi?

Rüya kendimle alakalı. Komşularım (bazıları gerçek değil) bi kaç aydır sorunlu olduğum bazı insancıklar ve ailem vardı. Ordaydık burdaydık. Her rüyada olduğu gibi yine mekanlar gerçek değildi. En net hatırladığım, bi felaketin eşiğindeydik. Bizden farklı boyutta, ama hali hazırda evrende yaşayan bi tür bizi ifsada hazırlanıyordu. Boyutumuza girdiler girecekler. Feci bi karmaşa yaşıyoruz içimizde. Korkuyoruz. Bildik kapı kilitleme sahnelerim filan ... Sonra Azizim Ruhum geliyor. Benim bi hastalığım varmış. Ve tahmini bi hayat süresi söylenmiş. Bunun netleşmiş haberini getiriyor. Ben haberi (aslında olmayan) komşumdan duyuyorum. Ağlıyor. "ağlama kesn değildi ama biliyodum" diyorum. Sonra birden bu bilmişlik dank ediyor kafamda. Derin bi gurbet düşüyor içime. "Kuzumu sadece 4 (tam hatırlamıyorum daha fazla da olabilir) yıl mı görebileceğim" diye ağlıyorum. Sonra anne babamı görüyorum. Onlar üzülmesin die yanlarında ağlamayayım diye düşünüyorum (breh breh:P Rüya da bile ince düşüncelisin kızım sen:P) Uyanınca baya sürdü etkisi. Belki böyle anlatınca basite düştü ama ... Ben hep uzun yaşamam herhalde die düşündüğümü sanırdım.Böyle bişeyi gerçekten düşünen insan baya hazırlıklı olur aslında. Rüyada öyle bi yüzleşme hali yaşadım ki, aslında hiç hazır değilmişim die düşündüm. Bu sonrasına hazırlık anlamında değil sadece, ölüm fikrine hazırlık. Bi de 4 yıl ( ya da her neyse...) öyle kısa bi an gibiydiki gözümde, biraz sonra bitecekmiş sanki. Öyle işte.

Çok oldu, öncemi anımsayamıyorum. Sanki başkabirinden bahseder ya da eski bi filmi hatırlar gibi silik sahneler geliyor aklıma. Bazıları ömür uzadıkça böyle oluyor diyor. Bi otuz yıl daha geçirmiş insanlar buna nasıl tahammül ediyor? Kafamda bi yerlerde sıkışmış bişiy var. Ya da tıkanmış bi geçit. İtiversem genişe çıkacağım gibi. Daha netleşecek an, ve önceki zaman. Niye böyle hissediyoum bilmem. Belki de yıllar geçtiği halde hala keşfedemediğim, türlü istidadın içsel baskısıdır. Onlar dışarı çıkamadıkça beni içime çekiyorlar:P dını dını dıııın. Korku filimi gibi yazıyorum:P Seyrini bırak, hayalinden bile korkarım oysa. Öyle işteee, demiştim bunu di mi?

Yeni kayıt yazıp yolladıktan sonra hep aklıma aynı şey geliyor. Yav ben neden izlediğim filimleri anlatmıyorum? Filim anlatmayı pek sevmem ama adlarını olsun geçebilirim. Son dönemde iyi animasyon sinemalar da izledim. Hınnn, böyle bişiy yapıyım.

2009/06/20

İştahsız bi bebek annesini usta bi aşçı yapabiliiir:) Anneyi usta yapan bebek midir, yoksa annenin şevkati mi? Kime ne:) Bebek iştahsız ama ben henüz usta olmadım. Ama yoldayım:P Neyse bu bi girişti, girildi. Şimdi sözü kalabalıklaştırıp, genişleteyim. Sonra da suyunu çıkarıp sıkıp ıkıp. son damlayı da koyduktan sonraaa... :) Gıcıııkk.
Bebek sandivic seviyor, bunu keşfetmiştim. Ama ekmeğin dışını hala çok iyi öğütemiyor. Dişleri yetersiz. Ben de ona sandiviç içi yaptım, kısmen yani. Şöyle ki:
Domatesi rendeledim. Biraz zeytin yağı koydum. Bi- iki zeytini de rendeledim. Labne peynir ve tuz ekleyip karıştırdım. Ekmeği banarak yedirdim, yedi. Ama üç kere:) Şimdi, dedim ya yoldayım, bunun için. Yeni bişiyler keşfetmek lazım:) Dedim de aklıma geldi. Ben pek tv seyretmiyorum. Hakikaten ama. Seyretmiyorum diyen bi sürü kişi bana göre sıkı izleyici gibi. Günün değişik saatlerinde bıdığı oyalamakta zorlandıkça, bazen de kriz çıkarmasın diye çocuk kanallarını (yumurcak ve trt4 ü) açıyorum. Bu vesileyle baya çocuk proğramı keşfedebiliyor ve keyifleniyorum. E tv de izlemeye başlamış oldum:) Takib olayı yok gerçi a, denk gelince biraz bakayım dediğim baya şey var. Önceki postlardan birinde çoğunu sıralamıştım. Unuttuklarımdan biri, harika biri, telmo ve tula. Küçük aşçılar. Çok şekerler ya:) Çizgiler, sesler, yaklaşımlar, tarifler, hepsi çok şeker. Şimdi de icat yapıyorlar mış. İzlemek lazım. http://www.telmoandtula.com/ da adresleri.
A bi de Tomi ve tuhaf dostları yumurcakta devam ediyormuş. O da çok matrak. He bi deee komik hayvancıklar Gazoon var. Mutlaka izlenmeli, müthiş:)
Ne alakasız biten bi post oldu. Tam da başta dediğim gibi suyunu çıkardım:)

2009/06/19

Bugün kuzumu brandadan imal fileli, bol toplu zıplamalı filan, -he bi de yarım saati 4 tl olan(!)- oyun platformlarından birine götürdüm. Daha önce de gitmiştik, çok seviyor. Bizimkiyle birlikte üç çocuk vardı. Bi de ben. Dier ebeveynler çocuklarını dışardan gözlemeyi tercihetmişlerdi. Zıplanan yerde 5 yaşlarındaki erkek çocuk zıplıyordu, bizimki de kahkahalarla ona eşlik etmeye çabalıyordu. Tebi zıplayamıyo henüz. Nedense dieri bizimkine kıl oldu. Bi iki ayağına bastı, ben kuzuyu korumaya çalışınca da iki eliyle itip, "ben artık bebeği sevmiyorum, gitsin" filan dedi. Ben de " ona zarar veremezsin" dedim yumuşakca:P ve kuzuyu uzaklaştırdım. Bizimki anlamıyo tebi, illa piskopatın yanına gidicek. Az sonra da kendileri gelip " bebek gelsin, ona bişi göstercem" dedi (osmanlı tokadı, çimdik, uçan tekme filan mı:P) Ben de " ona zarar veriyorsun bebek gelmiycek" dedim. Biraz zalimane oldu ama bi anda diyiverdim işte. Zaten tınmadı beyfendi ısrar ettti. Bu sırada nihhayet mezkur çocuğun annesi mevzuya kısmen uyanıp (tabi yanlış cihette...) oğlunu kanatları altına aldı:P "oğlum yandan geç zıplamak istiyorsan" sonra bana dönüp "bebeğe zarar vermez" dedi. Hedi ordan! Ben de "ben zıplamasına engel olmuyorum. O bebeği çağırıyor, ona cevap veriyorum "felan die geveledim. Neise kapışmadan ayrıldık, başka bi köşe de oynatmaya koyuldum kuzuyu. Fazla sürmedi üçüncü çocuğun -ki kız evadıdır kendisi- oyununu bozan sabık erkek çocuğu hak sahibinden okkalı bi şamar yedi, ve ensesini oğuşturarak uzaklaştı:P Kaderin sillesi denen şey bu mudur:P
Gaddar Hacer:P

2009/06/15

Nereye gideyim dediğinde gidebileceği tek kapıya gitmeye yüzünün olmaması, dahası merhamet çağıran hiç bişiyi varmış gibi durması( kapı sahibi cihetinden), öyle derin bi acıyımış ki, hiçliğe düşmüşe dönermiş insan. Dahası dönmüş.

2009/06/13

Komşuluk ilişkileriyle ilgili faideli bi yazı(!)

Evimiz yerden 5 kat yukarıda. En alt komşumuzun evini L şeklinde dolaşan geniiiş bi balkonu var. Yandaki bina binamıza çok yakın yapılmasın diye düşünülmüş. 1.i daireyi kiralamayı düşeneler için ilk bakışta pek cazip görünen bu balkoon (kocaman ya, çift 'o' lu:P) aslında tam bi ortak atık alanı. Yanda (balkon sebebiyle ...) yapışık olmasa da bi bina var. O bina ve bizim binanın balkon- pencere vs. den ne atılsa hooop 1.i dairenin balkoonuna. Önceki kiracı kabullenmişti. Aşağı bişiy silkeliyecek olsak artık vicdanımız olayla ilgilenmiyodu, o derece:P Bu kiracı mücadeleci. Muhtemelen kendini kiracı olarak %50 oranında av yapan bu mekanı sahiplenmek ve faidelenmek diliyor. Artık pencereden bişiy silkelemiyorum. Ama ben. Bıdık açık bulduğu her yerden bişiyler fırlatmak temayülü gösteriyor uzuunca bi süredir. Bi ay kadar önce şişme oyuncağını atmıştı. Ufak tefek atık maddesel oyuncaklar, bi keresinde bi terliğin tekini, damacananın sopasını, ve en son olarakta küçük, şirin tenceremi. Çok sinirlendim. Daha çok korktum ve utandım. Hızlıca pencereden bakınca (görünmek istemedim çünkü:P) tencereyi dağılmış sıfatıyla gördüm. Bi de pencrelerden 'kim bu üstad' merakıyla bakan karşı ve taraf komşuları. Ün zaten benim değil bıdığındı:P Teşhire lüzum yok:P Şükürler olsun balkonda kimse yoktu. Yoksa şuan vicdanımı didikliyor olurdum, olayı gıdıklamak yerine. Aslında bu ve benzer olayalar apartmanda oturmayı kabullenmekle aynı maddeden. Dip dibe, yan yana, karşı karşıyayız. Birbirimizin seslerini duyuyoruz. İçeriyi görmesekte," karşı-en üsttekinin çocuğu pek bıdık" alt çaprazdakinin bu gün günü var" vs diyebiliyoruz:P Abartmadım ama ben demiyorum:) Bu evdeki ilk senemde bi gün mutfakta yerde bi dondurma çöpü buldum. Evde benden başka kimse yok. Ben yemedim. Sonra öylece yerde duruyor. Çöpte diil. O zaman dedim işte "biz bi aileyiz":P Çocuğuna çöp kültürü vermeyenin çöpü hepimize geliyor. Çocuğunun eline sahip olamayan hepimizi tehdit ediyor ... Bu son cümleler kıssayı bu kadar dallandırmışken bi de hisse düşeyim kabilinden yazıldı. :) Öyle işte.

2009/06/12

İnsan böyleymiş işte; telaşeli. Ödü koparmış pek çok şeyden, korkarmış. Sabah uyanamamaktan, geç kalmaktan, kovulmaktan, aç kalmaktan, ölmekten ... En başından başlamadım kaygılara, onun için kısa sürdü. Yoksa bilesin, sayfalarca korkarmış. Onun için mi bu kadar ağırmış hayat?. Yollar bu kadar tozlu, güneş bu kadar puslu, hava bu kadar nemli ... falan filan... Onun için mi? Evet onun için, herkes sabırsızmış, herkes huzursuz, her yer sıkıcıymış ilk 5 dakkikadan sonra... her şey birbirine benziyormuş onun için. Herkes birbirine ... Ve herşeyin sonunda (hatta sonuna varmadan daha) yine kocaman kaygılar sarmalıyormuş insanı. Belki bunun için encama değin manzaraya akseden 7, bilemedin 12, yoo yoo binlerce farkı insan kaçırı veriyormuş. Farketse bi, bi anlasa neleri kaçırdığını, emin ol daha derin bi kaygı kucaklayacak onu. Hatta esir alacak. Bu kez de kaygıdan kaçıracak ama. Belki aklını, belki manzarayı:P Arabayı o mu kullanıyor? Şöförmahali onun? Yolcular? Yani o beceremese araba şarampolde ... Hıh! İnsan var ya kendini çok önemli sanıyor.
Ama insan böyleymiş işte. İçine daldığı denizi yutmak istermiş, karşı kıyıya yüzmektense. Falan filan. vs.vs.

2009/06/10

Fazla kıyıdaydım. Hiç bişiy bulaşmadan üzerime bi sürü zaman geçti. Ne yeline bulandım, ne kokusuna, ne tadına... Kendim bu kadar mı girdaptı? Kendim bu kadar mı çıkımsız ? İçine düştüm. İçime çekile çekile çıkasım olmadı hiç bi yere. Hiç bi yersizdim, hiç bişiy göremedim. Hiç bişiysizim şimdi. Çook geç kaldım. Ben içime bakarken geçip gidenler için çok geç kaldım. Geçip gidenlerin mişli haberleri acıtıyor genzimi.
Pekii, çıkar mıyım dışarı? Geçip gitmeden yakalanacakları avlamak için, çıkar mıyım? Yoo, yoo... Bu gün bi zamanı mişli geçmişe düşmüşün yasını tutmaktayım. Yarın sırada bi başkası... Öbür gün diğeri ... Hiç vaktim yok yani hayat, sen devam et akmaya ...

2009/06/04

Çocuk proğramlarını takibden hiç vazgeçmedim. Radyodan,tvden, ayrım yapmadan takibettim. Takib yeteneğim giderek berbat bi hal alsa da yakaladığım zaman çok keyif aldığım bi sürü dizi, proğram var bu içerikli.
-Benimle oynarmısın. Trt'nin çift kaşarlısı:) Her dönem ana karakterleri yeniden düzenleseler de temel olarak aynı keyifli seyir özelliğini koruyor. Ama hakikat, önceleri daha da güzeldi.
-Gece Bahçesi. En küçük seyirciler için çok şirin bi izlence. Her şey tam onlara göre. İsimler, hareketler, işlenen konular ... Bıdık da bayılıyor. "Apsi deyzi "başlamış mı bakalım diyince ben, hemen koşup tv'u açıyor.
-Rahat Koltuk.Yumurcakta yayınlanıyor.
-Minuscule. Yumurcak tv.
-Öğretmenim Canım Benim. Trt çocuk.
-Bak Çiz ve Bak Yap. Trt Çocuk.
-ZabooMafoo. Yumurcak tv.
-Caillou. Yumurcakta yayınlanıyor.
-Sihirli Atlı karınca. Trt çocuk.
-Bernard. Ona bayılıyoruuuum:) trt çocuk.
-Öcükle Böcük. Çok aptallar:) Trt çocuk.
-Franny'nin Ayakları.Trt çocuk.
-Hayvanları Tanıyalım.Trt çocuk. Üç soru haklı hayvansal bi soruya üç kaçık cevaptan sonra "bu hayvanın sırrını bize söylee!" komutu sonrası. Küçük bi hayvansal sır öğreniyosunuz. Şirin bişiy.
-SupongeBob.cnbc-e.
-Poko. Yumurcak tv.de.Dış sesler çok şeker:)

Şuan aklıma gelen tv yayınları bunlar. Eminim unuttuğum bi sürü şey vardır:)
Dondurmam kaymaaak. Hacı Sayid'den. Çok güzel yapıyorlar. En çok cevizlisini, karışık meyvalısını, kavunlusunu, portakallısını, bademlisini, muzlusunu, çileklisini ve ahududlusunu seviyoruuummm. Geriye ne kaldı deme, daha çoook var. Fiyatı da aşağı çekmişler bu sene, aferin;)

Lakırdı-yorum

Ben neden düştüğüm yerlerden çıkamıyorum ki? Aylaaar geçiyoooor, bakıyorum hala aynı noktada cebelleşiyorum.
Sorun halletme yetisi: sıfır

Boş veer diyorum, takılma. Odak ayarı çekiyorum, sanki gidiyorum yolumda. Aylaaar geçiyor bakıyorum, merceğim aynı karanlık pozun ışığını emiyor:P
İleriye bakma yetisi:sıfır

Yine sınıfta kaldım. Şimdi saat çok geç olmasaydı sana karnemin moral bozucu bütün ayrıntılarını dökerdim. Ama saat çok geç. Çok geç die bi saat yok biliyorum. Ayarlanmış vaktin gerisinde kalınca çok geç olur. Oysa benim bu iş için ayarlanmış bi vaktim yok. O zaman bu iş için çok geç ne demek? Çok uykum var günlükçüm benden sana muhabbet yok demek. Ne kısmetsizsin. Günleer boyu yapayalnız. İki çızık için ne özlemler çekiyorsun. Ama iyi günlerin de oldu. Bi post için 10-15 yorum aldığım zamanları bilirim:P Sonra şükret, kapına koca bi kilit vurup alıp başımı da gidebilirimdim di mi? Şu başını alıp gitmeler çok şeker ya. Zıttını düşünsene... Koyup başını gitmek. Böyle bişiy yapan insan sonra yanından gittiğine şöyle der sanırım: aklım sen de kaldı:P Çünkü başı da onda. Bi de "aklım başımdan gitti" var ki o hernekadar başka bi kullanımla meşhur ise de şuan anlamsal olarak bana çok uyuyomuş gibi geldi. Ve bu yazı giderek daha kötü bi hale geliyor. Ve nokta koymayı bilmek hakikaten bi ustalık. Ve nokta.