2004/12/30

Yazmışım ki...

Aslında bişiy yazmayı düşünmüyodum. sık diyorum ya biz anlara bölünmüş değişik bakış açılarıyız. habire değişiyoruz. yani (yine sık dediğim gibi ) an be an ölüp, an be an doğuyoruz. (...) nerenin bana yakın geldiğini, bana göre olduğunu artık net söyleyemiyorum. ben nereliyim bilmiyorum. önceden evinden ( ama illa evinden!) ayrılmış bi yolcu manzarası çiziyordum. şimdi ev dediğim yer neresi bulamıyorum. ne kendimde mukimim. ne de başka bi yerde. içimde ve dışımda olabildiğince yolcu! her yerimden gurbet akıyor. insanın mutlaka bu duyguyu yaşaması lazım bence. mutlak yolcu olmaklığı tadmalı. (hatta) bi yanıyla yolcu durmalı. insan buna uygun yaratılmış. dunya da... fakat tam bi yolcu hissiyatı, ne biliyim... ya ayakları uzatacak bi laubalilik ya da herşeyden çekilmiş bi yabancılık veriyor. bunları yazmak için erken belki. belki de ben, henuz gurbeti anlamadım. ve belki de -şimdi tersini zannediyor olsam da- yurtluktan uzak düşmedim hiç. belkide... anlara gömülü benler dolusu başkasıyım. ölü bi yanıma ölü bi yanımla anlam veriyorum. ve çiğneyip geçtiğim benler dolusu başkasıyım. ben denen şey zaten sadece sondan bakınca tamamını görebildiğim bi benler ordusu. bunun için ben, sona erinceye kadar kendimi seyretmekten bile mahrumen sınırlarımı kolllamaya, varlıklarımı el altında tutumaya(!) sahip olmaya (oysa ömürde yitik hiç birşey yoktur! ) zavallıca çabalıyorum. en sevmediklerimin bile kaybolmayacağını idrak edemiyorum dokunduğum her şey benimdir dokunduğum vechiyle. bu yakınlığı kimse alamaz benden. ama severmiyin? 'Ah' lar açğıran arkadaşlar silsilesinden midir? (tevbe etsem geçermi (!) ) sürüyüp giderken topuklarımı... ardım sıra yığılıyor, geçişime şahit olan her şey. istemeyerek akraba oluyoruz. aynı anı bölüşmenin bereketi birleştiriyor yolumuzu.. Lakin ben ona değdiğim nokta kadarım. O benim topuklarımda biriken ... bi lahzacık! (sanırım bunun için tevbeye gerek kalmadan geçiveriyor(!) )
bu ana dair değil bu yazılanlar. okuyunca farklı zmnlarda ne denli başkası olabildiğimizi gördüm. kayıt varsa hep öyledir di mi. bu yazının şarkısı yoktu muhtemelen. ben ona angelika yı yakıştırıyorum:) anathema-angelika.
imza mahiyetinde (!) şunnarı yazmışım:
4-8-2004 çarş.
dağbaşı.yaz. cırlamıyor cırcırlar. geceleri bile cırlamıyor. fındıklar tepeler boyu sarı benizleriyle güneşe el- aman çekmiş. bulutlar... ruzgar... ve biliyorum. sonu gelmez (miş gibi) serin bi mavilik olan deniz!

2004/12/28

...

çok güzel bi haftasonu geçirdim:) mina zmnımı zenginleştirip süsledi. dostum benim:) hisler engel kabul etmiyolar hilkatten. sanal yapay vs sökmüyo onlara. duygularında yalancı olanlar vardır tabi. ama bulunduğun yerin başkalarının bakışına göre niteliği duygu zenginliğmii öldürmüyor. yaşamıyormuyum. sanalsa adı mekanın, ölüyormuyum. yada hayali bi ben mi oluyorum. ben gerçeksem bulunduğum her yer gerçektir. yaşadığım her şey gerçektir. bunun içindir ki iddia ediyorum, sanal yoktur :) kendini yazarak ifade etmek var tersine. duygularını şekillerden sıyırma. ve benzer pek çok engelden kurtarma imkanı var. tabi bolca zan var.bunu yadsımıyorum. bundan dolayı sanal diyolar sanırım. ama zanlar maddeye dair se ki genelde öyle, biz sadece ruhsal iletişim kuruyoruz diyebiliriz. Neyse. yani hasılı ben bu sözüm ona sanal iletişimden memunum:P zmnla öyle bi hal alıyoki zaten, kelimelerde yüz ekşitmeleri ya da sırıtmaları extra simgeler olmadanda okumaya başlıyosunuz. yani yüz mimikleri anlamında şeyler oluyo bunlar. anlamları tamamlayan extralar.görmeden iletişen insalar yok mu aramızda
duymadan iletişen... onlara k,imse sanal demiyor. zmnın tadını kokusunu seslerini manzaraları görerek bişiyler paylaşmak. bu zenginlikleri muhabbetine şahit kılmak gibisi yoktur tabi ki. olsun. fon a müzik koyuyorum. masa üstüme de bi deniz manzarası atarsam:P uff :Pp
Şahid kalbim dostluğuna
hoş geldin gönül bağıma
hoş geldin cnm mina :)))
(azıcık uydurma oldu:P )

Baston

Dayanmak bir hastalıktır. baston bağımlılık yapar. Ve eğer bağımlılıksa esir ediyordur. esaret çağıran her imge fikir olay sömürgecidir. 'Ben' i çiğnemeye basmak her biri.
bastonlarımı yakmalıyım; ayakta durmayı unutttum.
Bastonlarımı kırmalıyım; ayaklarımda mecal bırakmayan bi tembellik büyütttüm gölgelerinde...
bastonlarımı unutmalıyım.
tevekkülane yasanılacak bi omuzdan fazlasıysa bende dayanılan. Bi yanım geride kaldı sanıyorsam onusuz ayağa kalktığımda. yalnızlığa düşüyorsam yokluğunda .... ayaklarımı bir odun sıcaklığına sattım demektir. ellerimle, gayretimle, heyecenımla hallediğim bi sıcaklık bu. dayandığım şeyi ben iteliyorm yani. yani ben zavallıca kendi kanımla besliyorum onu. ve tükendiğimi görmüyorum nedense.
vermelerim tüketiyor beni. ben bi ağaç büyütemiyorum; bastonların kökü olmaz!
ben bi dost büyütemiyorum; bastonların kalbi olmaz!
ben giderek eriyorum; bastonların kanı olmaz. hebaya kurban veriyorum.
bastonlarımı unutmalıyım. alışmak bi hastalıktı, şifası unutmak olan. bastonlarımı ıssız bi geçmiş zamana terkedip unutmalıyım. bastonlarımdan azade ayaklarıma sarılmalıyım. 'kendim' i ayağa kaldıracak, 'başka', mustakil dostların göz sıcaklıklarını bulmalıyım.
bastonlarımı satıyorum... var mı alan. bastonlarımı, sürünsemde elime almayacak bi yeminle terkediyorum; var mı alan.
(erzurum- mayıs 2004)
(bu yazının şarkısı unfongiven)

2004/12/10

burdan...

Çalışmaya başlıycam yakında:) alışık olduğum bi iş bu:) ama iş diye görmeden yapmıştım. bu çok deiştiriyo. zaten niyetler işlerin tadlarını yoğunluklarını kokularını etkileyen mühim noktalar:) bi iş nası kokar demeyin:) bu iş güzel kokuyo onu diyebilirim. sıcak kokuyo. tadı neye benziyooo? başlıyınca diyebilirim ama şu an iyi gibi:) uff ben bile dayanamıycam artık bu muhabbete:D
dün Mehmet bana pc sinin kapılarını açtı:) yannış cümle. dün, kapısı bana hep açık olan Mehmetin pc sinden 5 ensturmantal yürüttüm:P bu doğru cümle:) yansımalar. kaset formatında çok çok dinlemiştim. ama pc de dinlemek daha güzel oluyo ve özlemişim:) sağol Mehmet. bu gece unutmazsam biraz daha alıcam:) gitar doğulu bi çalgı. şu an batı sahip çıkmış olsada. gerçi çoğu şey öyle di mi:) medeniyet doğuda parlamış. bu doğu batı tabiride azıcık yaş oluyo:) kime göredoğu kime göre batı filan diyebiliriz yani devamında:) ama demiycem şimdi. trompet de doğulu bi çalgıymış. buna şaşırmıştım cidden. o tarz çalgıları pek sevmiyo gibiyim. saksafon vs. beni pek etkileyemeyen sesliler. ama ney ve gitar birlikte hakikaten rüya gibi oluyor:)
Ve kedilerim. Büyümüşler görmeyeli:) minik adı gibi minik ama hala. en minkleri o:) daha az ayak altındalar artık. kapı pencere tırmalıyolar. bazen sanki koca bi fare pencereyi kapıyı kemiyomuş gibi sesler duyuyorum:D o kadar çok yemek yiyolar ki:)
ben klasik formatta günlük yazamam zaten:) yazıncada böyle kopuk, tadsız oluyo:) gerçi bunlar bile sonradan okuyunca güsel geliyo insana. yeğenimin günlüğünü okudum:)o okuttu. çocukken böyle bişey yapmadığıma gerçekten üzgünüm. daha sonra yapmadığıma da.. çok geç kıymet verdim yazmaya. mektuplaşarak başlamıştım:) hala da devam ediyor bu zevkim. kayıtlar çok önemli zenginlikler. Bi çocuğa kazandıralcak en güzel şeylerden birisi yazma sevgisi. ama hatırlıyorum ben yazmaktan nefret ederdim:) yazım böyle abuk subuktu:) kuzen öyle diyodu; çocuklara yazmayı öğretirken nefret ettiriyoruz. onlar yani:P onlar= öğretmenler :P eğitimde genel eksik bu zaten sevgiden soyutlanmış bi sistem var. yüreğimiz değmiyor öğrendiklerimize:) ezberlediklerimize mi deseydim!
çok güzel zevkleri var Hümüşün. kitap okumayı, yazmayı seviyor. dergi takib ediyor. birilerinin önermediği şeyler yapabiliyo. Odasında duvar gazatesi var. bunu annesinden görmüştür gerçi:) olsun. mektuplaşıyoruz sonra. bulmaca çözmeyi filan seviyor. 8 yaş için güzel şeyler bunlar:) pc de günlük dosyası yaptık. orda da yazıcak artık:) belki bi gün Hümüşe de blog açarız:) fonda yansımalr vardı. adlarına bakıyım:) sezeniş. göç. dierinde yansımalar yazıyo sadece:) ağıtı ayırdım. onunla günlük yazılmıyo. başka şeyler çıkıyo yazarken. alttaki başlık gibi yani:)

Ağıt



Düşüverdim ellerinden.
Say ki yokluğuna karıştım ben.
Zaman eskitiyor yüzümü. Gel-gitler, fırtınalar derken, soyunuyorum zenginliklerimden. kum oluyor dağılıyor, erimezmiş gibi görünen kayalıklarım. Bi yeşillik hayali kurarken, rüzgarlar boyu bi servi tohumu dilerken yani ...
eriyorum; düştüm ya ellerinden.
Bazı şeyler söylenemez. Öyle yalındır ki gerçeklikleri .Bi kelimeye sığışamayacak kadar özgür, kendinden menkul! Gelir boğazında düğümlenir. Yumrulaşır. Büyür filan. Çöker yüreğine kocaman. Acırsın işte.
Acıyorum içten içe; düştüm ya ellerinden.
(...)
Düştüm ya ellerinden, bivatan, gurbetim ben. Geçmişteki zenginlik; kıymeti senden kalan kayıp bi servetim ben.

(yansımalar- ağıt. ve bi deniz kıyısı resmi var. koca bi dağa yaslanmış deniz. derinleştikçe laciverde dönen yeşil sularının üzerinde sandallar salınıyor)

2004/12/08

yoldaydım:)

biraz yoldaydım. seviyorum yolda olmayı. hep g,itmek gerektiğini düşnürken, bunu şiddetle isterken beklemek durumundan kurtuluyorum. asli yolculuğun başkaca olduğunu biliyorum yine. yine durduğumu, aslen yine bekleme konumunda olduğumu biliyorum. ama seyrediyorum. bolca seyrediyorum. benden başka adaları, başka denizleri ve enginliklerini görüyorum. hiç dokunmadan göz ucumdan intikal ediyorum olay mahalline:P yan koltukta saati bulan cep telefonu muhabbetini dinniyorum mesela. aksi emekli subay dayı meselesi:) böyle denmese bile sadece emekli asker olduğunu bilsem ben resmini çizebilirdim. mükemmeliyyetçi. kuralcı. kalkık kaşlı kırlaşmış kaşlar tabi :) hafif şişman ve büyük burunlu:) bu yan koltuktaki muhabbetçinin dayısı:P halasıyla evli. ankarada oturuyor. çocuklarıyla geçinemiyor. hatta geçen gün gardaki bekleme salonundaki örümcek ağları yüzünden ortalıkta dolaşan temizlikçi kadına ültümatom vermiş:) bi de çiçekler mevzu varmış. o biraz karmaşık:) böyle mi yaşamışlar. biliyor duyduğumu. peki dayısı? biliyor mu duyduğumu. biliyor mu başka duyanları. arka koltuğu. ön koltukta artık rahatsız olduğu için kalkmak zorunda kalan ( gözgöze bakıyoruz çünkü mecburen:P) bileçiyi ... bilmiyor. ben de bilmiyorum. sadece dinliyorum. seyrediyorum, dokunmadan. kaygı duymadan. heyecanlanabiliyorum. duygularım var tabi ki seyirlerime dair. şapkasından çekiştirdiği çocuğu sebebiyle kaşlarımı çatıyorum şu kadına ( çok efor sarfetmem gerekmiyor:D) 32 diş görsel desteğiyle sırıtıyorum bazı bazı:P yan çaprazı dikizliyorum. telefonsal bi hava sezinliyorum. muavine sinir oluyorum çok ilgileniyor. yolcuysam en çok dikkat kesilenlere kızıyorum. özgürce kimsenin bakışlarına takılmadan seyretmek ve düşünmek istiyorum. yan komşulara düşmanım bunun için. hele bi koltuğu aşanları hiç hiç istemiyorum:D böyle bi yolculuğum var dı di mi benim:) sivasta boşalan arka koltuğa resmen zıplamıştım:) bi sıkıntı varsa yola dair, aynı yerdeyim ya yolcu olmama rağmen, ( ters bi durum aslında yol ruhu açısından:) ) böyle beynimin içine giriyor. diyor ki içimdeki ses 'senin koltuğunun yarısında da o oturuyo şşt ' rahatsızlıkla kımıldıyorum. hep terslikler birbirini çağırır. sanki yan koltuktaki imtihan memuresi. bi de sakız çiğner yani aksi gibi. üstelik sakız çiğneme bilgisi de yok:P kulaklıklar. heyv metal... cıks. hiç bişiy bu sesi ve yandan gelen kilosal baskıyı dağıtamaz. dokunsalar ağlıycak duruma gelirim. ve muavin gelip geçerken dokunmaktan fazlası yıkar geçer. gel de ağlama. bi de babiş cam kenarına geçirmeye çalışıyodu. o zmn ne yapardım. beterin beteri var di mi:) gülüyorum şimdi.
yoldaydım ya azıcık. düşünmemeye çalıştım kendimi. hep aklımdaydım. hep yanımda. değmemeye çalışarak yan gözle izlemiyormuş gibi:P
bunları yazmayı düşünmemiştim.
üstün dökmen demişti. annesini sokak lambasına benzetirmiş. ya da sokak lambalarını görünce annesini hatırlarmış. ne zmn geçseniz hep yanıyor görürüsünüz onları. siz gelir ve geçersiniz. o anlık ihtiyacınız ışıktır görür ve gidersiniz. ama o hep ordadır. siz geçseniz de ışığı baki gibi karanlıklar içinde bekler. siz hasta olsanız da uyursunuz. açlığınız acınız dudağınızın ucunda. çığlıklar yollarsınız. anneniz hiç ayrılmamıştır ki baş ucunuzdan:) bunu hatırlatan şeyler söylemişti gözleri yaşararak. sokak lambaları bana da annemi hatırlatıyor artık. ama en çok uzakta yalnız ve yoldan uzak görünenler. inatçı. vefakar. vakur.
(entıque iglesias- no apagues la luz, escape)

Misal...

Burdaysam. Görünemiyecek kadar hacimsiz diilsem (artık!) mesela. sınırlarım, sözlerim. savunacak fikirlerim varsa sözgelimi. diktiklerimin yıkıldığını görmek beni kışkırtıyorsa. içimde koccaman kaynayan bi volkansa savaşçı ruhum. karşı koyulmaz buluyorsam isteklerimi. sevgi ve saygı istiyorsam illaki. karşılık diil..... bilinmek istiyorsam ya da. gözlerime baktığı samimi anları (bebekken olduğu kadar samimi) şiddetle arzuluyorsam. sırtımı dayadığım koccaman bi çınar olmaklığını özlüyorsam örneğin. aradıklarımı aradığım yerde, aradığım zamanda, hani tam lazım olduğu anda bulamamak beni çıldırtıyorsa. parçalıyorsam kriz anlarımda tüm iyi dileklerimi. hiç bir şey yıkıldığı zamandan önceki kadar bakir olmuyorsa bi de... acıyorsam kaybettiklerime. kaybetmelerime sonrasıza üzlüyorsam. kendimi suçluyorsam. suçluyorsam, suçluyorsam.. sebebler arıyorsam. ama.. diyorsam sıkça. '... yüzünden' diyorsam bi de. noktalı yerlerde o varsa hani. büyüyorsa kızgınlığım. suçladıkça içten içe uzaklaşıyorsam ondan. ihtiyaçlarım artıyorsa uzaklaştıkça. baştan sona, sondan başa dönen, döndükçe büyüyyen bi çığsa bu. eziliyorsam eziliyorsam eziliyorsam. utanıyorsam suçlamalarımdan. sorumluluklarım geliyorsa o anda aklıma. hesapsal sıkıntılar, cezsalar kaygılar , negatif puanlar,tazirler vs. .... düşüyorsam dipten dibe. ellerini arıyorsam. illa onun ellerini arıyorsam. yaşlı, yorgun, ama bana dirilik veren gözlerini arıyorsam. ben bu kadar batmışken hiç bir şeyin eskisi gibi olmıyacağına kaniysem ya da. iflah bulmam diyorsam. özlüyorsam. özlüyorsam. beni gör diye bağırınıyorsam içimin çıkmaz gibi görünen yollarında. böyle yanyanayken, böyle yakıncacık. değmemek imkansız gibi hani. ulaşılmıyacak kadar gurbetse bana. suçlu o değilse bi de? hesap sorma makamında değilsem ya da. uzak düşenlerin değil yakın durmayanların yargılanacağını biliyorsam sözgelimi. yargıları boş ver hadi. sadece, sadece yanında olmak istiyorsam. özür dilediğimde dinlediğini bilmek. sesimin içine ulaştığını bilmek istiyorsam. istiyorsam. istiyorsam. ulaşmıyorsa sesim kendime bile. boğuluyorsam.
pişman olmak için bile yorgunsam. dönmekten yorulduysam artık. kalmak istiyorsam. yokmuş gibi kalmak istiyorsam bi zmnda. hatırlamıycacağı kadar eski bi zmnda isimsiz kalmak istiyorsam. tembelce yok olmayı diliyorsam. batıyorsam. sesimi -hani duyurmaya pek meraklı olduğum sesimi- kaybediyorsam bi de. susuyorsam...
(Enigma- return to innocence)

2004/11/20

dokunamazsam kayboluyorum

Burası ben. 1.65 lik bi rakımdan bakıyorum hayata. denize sıfırsam. gözlerim deniz. içim deniz. martı kanatlarım var gökyüzünde. denize sıfırsam. bi de güneş varsa batımda. batıyorsa içime, sararır yüzüm. kızaran sularıma hüzün çöker, sararır yüzüm.
burası ben. dokunmazsam kayboluyorum bazen. kumsalda izlerimi görmeliyim arada, varlığımın kanıtı. dalgalar boyu siliniyorum sıkça. ruhumun dalgaları siliyor beni. bi yarım ıslak. bi yarım güneşte kavruk... biraz rüzgar, biraz mehtab düşmüş tenime. nereliyim bilmiyorum. hayat tuzlu geliyor. biraz yosun kokulu. martı çığlıklı, balık kavgalı. fırtınalı... yakamoz da düşüyor derinlerine arada; uyanıksam görüyorum.
burası ben. yorgun bakıyorum. yorgun duyuyorum. yorgun yürüyorum. sürükleniyor izlerim; siliniyor ya badehu. dışıma bakıp duruyorum. kollamaya çalışıyorum sınırlarımı. izlerimi bile... silinsede. biliyorum yani bastığım yeri. tam şurada bi martı gördüm. tam şurda bi yangeç koşuşuturdu dalgayı. şurada yıldız, şurada ay gördüm, falanca filanca gecelerinde. isim koydum sıcaklıklarıma. mevsim dedim. fırtınaların şiddeti malum. buz kestim. morardı yüzeyi dış cephemin:P Yanına çöktüm çoğu topuklarımın. kokladım bastığım yerleri. düşürdüklerime hem zeminde ağladım; yitiklerime, gömülerime.
yani burası ben. buradan bakıyorum hayata. hayatıma. sürünüyorum. yürüyorum. koşuyorum bazen. gözler görüyorum. ayak izleri. bazı gönüller... bana mahsus haller, sevgiler hatta. ama... dokunamazsam kayboluyorum bazen.
(sezen aksu- gülümse)

2004/11/17

Yağmur

başlık atma konusunda başarısızım:) Bu başlığın tek sebebi şu an dışarda yağmur var. kulağımda ilgiç bi remix :) Ve iki şirin emanet var yan cenahda:) hala uymadılar. Ne çabuk unutuyolar her şeyi. ne yoğun yaşıyorllar herşeyi ya da. bu an o kadar bu an ki onlarda... başka bi anın duyguları, hayaletleri gölgeliyemiyor onu. Meryem tüm azaları tek tek soruyor Zeynebe:) ah ah.. uyuycakmış. e uyusun. uyu yavrucum:P hemen uyu hatta. çocukları uyutmak için yapılan tüm fiilller bana komik gelir aslında. ama onlarsız uyumuyo bu veletler:) işte şimdi sol cenahta. bana diyoki 'uyuycam' diyorum ki' uyu...' uyuycam diye ağlamaya başlıyo. yani diyoki bu çocuk 'pls beni 6 şiddetinde salla. hem öle sallaki karnmdaki stülün şakırdısını duyayım:D sonra bana bide türkü söyle o berbat sesinle:D ağlıyo:(
ben onlar için iki işirin emanet mi demiştim. ne zmn? teyze olmak zor ya:( pişmanım ... tevbe etsem geçermi:)
deyze uyuycaaaaaam:((((((((

2004/11/13

Bayram

Bu gün karmaşık bi gün. ihtilaf yaşamayı kimse istemez sanırım. yada sağlıklı olan kimse... ama bunun içine düştüm işte. tam içine:( Bu gün bayrammı değilmi meselesi. Peki bu gün bayrammı? bayram ne? nasıl olur? Her ferdin mustakil karşılayacağı, kedi başına idrak edeceği bi zmn mıdır bayram? Üzülüyorum:( böyle karmaşık yaşamak, böyle ihtilaflı, böyle havada.. canımı sıkıyo. Böyledir ama di mi? virajsız. düz, dümdüz diiil hiç bi yer. en çok sıkıldığım yollar dümdüz ovalardı:) (ankara-konya yolu mesela : ) ) şimdi virajlardan şikayet ediyorum ( e, nabıyım midem bulanıyo:) ) olmalı biliyorum. 'malı' yı bi yana bıraksam da oluyor ve olacak.
e, peki bu gün bayrammı?

2004/11/12

Kediler


Foto: Hacer

Onlardan bahsetmek için çok geç kaldım :) çünkü gün boyu en çok gördüğüm canlılar onlar şu günlerde :) kapıyı açıyorum nerden geldiklerini bile göremeden hemen ayak dibimde bitiyolar:P Nerey gitsem bi ayak boyu önümdeler. hem de üç tane. kaç kere bi yerlerine bastım. ama hala sapa sağlamlar:)
aslında hiç istemedim paşa'dan sonra bi kedim daha olsun die. hayır hayır istedim. ama olcaksa en azından paşa gibi cins bişiy olsun istedim. ama işte olmuş oldu. tutup ensesinden getirdi abim. bembeyaz tüyleri, yemyeşil gözleri var. annesi götürdü, bizimki getiridi . derken annesi vaz geçti sonunda yavrusundan:P içim acıdı önceleri. küçücük ve annesiz. ama abim laf dinnemiyo ki! hasılı bi kedimiz oldu. adı da ısmarlama: müşteri. bu bi kitapta bi kahramaının kedisinin adıydı. ama hangi kitap hangi kahraman hatırlıyamıyorum. bana kalsa minik derdim ona. ( ablam duymasın, diyorum:P ) neyse zmn geçti. bi gün odunlukta başka bi kedi ve 2 yavrusunu gördüm. gel zmn git zmn bizimkiyle bunlar arkadaş oldular. iş ilerledi, artık yedikleri içtikleri ayrı gitmez oldu:P bizimkinin yemek tasına dadandılar yani:) bu söz konusu iki kedi var ya, oraları buraları kara yamalarla kaplı beyaz kedicikler:) yani onlarda cins deil:( neyse işte.. bi gün baktım bu kediler koyun koyuna yatıyolar odunlukta. yaklaşınca bi Subhannal çektim :) bizimki nihayet bi anne bulmuş kendine. hani yemeğini paylaşıyomuş amam bedava diil. o da onların emdiklerinden emiyor. bak uyanığa:D ay ne muhabbet di mi. :D bana çok normal de... aslında iyi oldu bu son kedicikler. minik diyebileceğim, özgürce diyebileceğim bi kedi buldum. dieri de şişko:D çok saçma bi yazı oldu di mi. olsun ya:) bi sürü zmn harcadım:)

2004/11/11

...

garip bişiy var bende. belki bana dair hiç bişiy normal ya da ilgi uyandırıcı gelmiyodur sana:P bişiy göstermek istiyorum ya.. mesela güneş doğuyor. onu birilerine göstermek için büyük bi istek duyuyorum:) sanki birileri görmezse öyle bi güzellik şahitsiz kalacak, silik , yokmuş gibi zamandan geçip gidecek... Bizim için de aynı değilmi bu durum. şahit olunmayan yanlarımızla geçip gidiyoruz hayatttan. Ne kadar çoğuz. ama ne kadar az gibiyiz. Şahit olunmayan yanlarımız- yönlerimiz hiç bilinmeyecek. bilmek varlık demek değildir diyeceksin belki. ama bilmediğimiz her şey bizim için yok demektir. karşılaşana dek sen bende yoksun. görene kadar bahçedeki kasımpatılar yok benim için. bilene kadar bu mevsim sonbahar değildi bende. varlıkları görmeme bağlı değil. ama varlıklarını bilmem bende var olmaları demek:) Böyle olunca birilerine gösterdiğimiz şahit kıldığımız yanlarımız, anlarımız, yönlerimiz, tanınmalarıyla yeniden hayat buluyor diyebiliriz. bunun için sanırım Şahit kılmak çok önemli. bi günaha şahit kılmak ya da bi sevaba şahit kılmak onun reklamını yapmakdan çok, o olayın şahit olanda varlık bulmasına sebeb olmamız demek.
bende yoğun bi kayıp kalma, gizli kalma, anlaşılmama korkusu var. yaşıyacaksam anlaşılayım istiyorum. yaşıyorsam paylaşayım istiyorum. ölmeyi dilediğim anlar oldu. herkesin olmuştur. kendimi ıpıssız hissettğim anlar. diyor ya Exupery "Kendisine bütünüyle bakcak,sessizliğini tadacak, yüreğinin düşüncelerinde anlamını sağlayacak hiç kimse yoksa, en güzel bazilik bile bir taş yığınından başka birşey değildir."
Bi zaman (sanırm 91- 92) kırtasiye eşyalarına büyük ilgim vardı:) böyle ıvır zıvır cinsinden şeyler (hayatımız hep böyle şeylerle doludur, maddi olmasalarda) O zmnlar asma kartlar çıkmıştı .(şimdide var) birileri için okulda satmıştık bile onlardan bi sürü:P ' Dikkat! kötü pozlar veriyosun'. böyle bişiy vardı. bizde zamanı şahit kıldıklarımıza dair şık bi uyarı di mi:) bu uyarıyı günah vb. şeylere karşı yapmışlar gerçi. Kimsenin görmediği zmnlar bile çok şahidimiz var ya.(hernekadar ben gafil ille de kendi türümden seyircler arzulasam da!) bi şekilde biz gömülü kalmıyoruz yani.
belkide şahitlerimi seçmek istiyorum:) herkes ister di mi. kimse hayatında rontgenci tarzı seyirciler istemez:P davetsiz seyircilerrrr!!:)) En güzel anında herkes '... da olsaydı şimdi' vb. şeyler diler. Bak dediğinde bakan ve bişiyler hissedebilen (bunu söyleyebilen ) birileri.
yarın anacığım gelecek gerçi bu ayrılık benim için çok kısa bi ayrılık. (annemin dizinde büyümedim birileri gibi:P ) bazen başka zmnlarda çok yoğun ihtiyaç duyduğum şeylerin hiç ihtiyaç duymadığım zmnlar yanımda olmasına esefleniyorum:) geçmişe dair tüm yakınmalar kadar gereksiz bir şey. çok hastaydım, çok üzgündüm. çok açtım. ama annem çok uzaktaydı:) çocuklar üşüyünce, acıkınca, ağlayınca, hasta olunca ( illaki bu durumlarda:) ) annelerini isterler:P Bebeklikten kalma bi şey belki de. işte doyurulmamış (doyulamıyacak) bu isteği uyandıranlara ben zalim derim. Bi çocuğa annesini hatırlatanlara yani. ulaşamadıkça büyür herşey. uzandıkça kaçıyorsa görüntü, serap dersin ona. en çok da seraplara aşık olunur. ulaşamadıkça ihtiyaç büyür yani köreleceği yerde. bi çocuk için annesinden büyük bi ihtiyaç da omadığına göre:) Ya, ne diyorsun hacer, git işine:P


2004/11/10

tembellik

bu sıra yine accayip tembelim. boşluk hissinin insana kötü geldiğini bilirsin. ne zmn tembelse kişi rahatlık diil keder duyar. boş kalmak kadar yorucu başka bişiy varmıdır. yıpratıcı. her yorgunluğu yeni bi meşguliyetle dinlendirmek doğrusu. ama neden bilmiyorum ben yoğunluk anlarımda krizsel bi şekilde oturmak isterim. öyle şartlandırırımki kendimi buna, oturamadığım her an için yeni bi sıkıntı yaşarım. yani yorgunluk yanında bi de derim ki uff bi türlü oturamadım:) insanların dezavantajı bu işte. yaşadıkları sıkıntılardan fazlası sıkıntı onlara.
acıyorsa, sadece acımıyor. yada acıdan çok acıma fikri, ilerde olabilecek acılar, acının sebebi, acıya sebeb olan olaylar vs. vs. vs. bi sürü şey her an tazelenerek insanı kocaman kocaman acıtıyor:)) ne kadar mazoşist bi türüz di mi :P başka hiç bi canlı böyle bişiy yaşamıyo oysa. belki onuniçin (belkisi fazla) hastaysalar insanlardan daha çabuk iyileşiyolar. ölürken daha az can çekişiyolar. sadece acıyı yaşıyolar yani. işte bende ki bu yorgunluk + oturam şartlanması da böyle bi ziyadeleme:P oysa otursam ne olacak? oturduğum zmnda şöyle bi gerginlğim oluyo 'şimdi kalkmam gerkecek' :))) diyorum ya her zmn için yeni bi sıkıntı sebebi. boşluklar olmasa yankı olmaz değilmi. boşluklar olmasa bu vınk vınk geçmiş zmn (ya da gelecek zmn) ünlemeleri kulağımı ve yüreğimi meşgul etmiycek:) kaygılarımı az duyacağım yani. özümüzde ne kadar azmış aslında kaygı duygusu. baksana çocuklar ne kadar az kaygılanıyolar. kaygı duymak (konudan konuya atlıyo gibi oluyorum a.. ) aslında istemedği bi olayı çağırmak gibi bişiy. hazırlanmak, buyur etmek. dua gibi. hep öyle olur ya. korktuğum başıma geldi denir. Başıma geleni geldiği anda yaşamak kadar kolayı yok oysa. geldiği gibi yaşamak. ama dedim ya insa böyle bi tür. her olayda ihtimaller büyük yer kaplıyo. oldukça kalabalık yaşıyor. ve bunca kalabalıklaşınca hayat, o asıl manzaraları hep kaçırıyor. kışsa, o gelcek soğuklarının kaygıları, ısınma, tedarik telaşı, ve bisürü sair endişe... öyle bi orduyla giriyoki zmna ... pencereleri bile göremiyor yani :PP böyle bişiy konuşunca aklıma hep tıklım tıklım otobüslerde ki yolculuk gelir. kişiye kalan sadece, bu yolculuklarda, kesif ter kokusu, ağırlık veren bi gürültü ve mide bulantısı. nerde gidiliyor? hava nasıl? bulutların şekilleri neye benziyo:P yolun rengi ne? ağaçlar var mı? kaç tane sonra? .... hiç bişiy. hatta şoförü bile görmeyiz. ama yolcuyuzdur. kazancımız ne peki gidiyor olmaktan başka. sonra bu asli bi kazançmıdır ki? zmn ı böyle tüketiyoruz. ya da kendi adıma, tüketiyorum.
tıpkı böyle!
27ci yıla gidiyorum. şu rüzgar, hani güneşin düştüğü yerde ılıklaşan, kiraz ağacını hafif hafif titreten, toprak kokan .. ne diyor? bi sürü yol gitmişim. yorgunluktan daha yoğun bi duygu varmı yollarıma dair? her yıl için 'bul yıl şu yılı' mesela, 1987 'aşk yılı' yazabilirmiyim bu tarz bişiy. hayır. ben sonda bile kenime dair bi toplama yapamamaktan korkuyorum:( diil yıllarıma anlamsal adlar vermek! Buna şöyle diyorum , okuma bilmiyorum. anlar bana ne diyor???!!!
bunca okuyunca hayat ne bilge yapar insanı di mi. En büyük bilgi Onu bilmektir. Her yerde öylesine imzaları varken, bunca az hatırlıyorsam Onu, gerçekten okuma bilmiyorum demektir:(

2004/11/08

Anlamaya çalışıyorum:P

yaygın kanaattir lazlar geç anlar. beyinciğimin % 50 lilik kısmı fazla mesaide. nuur, nuuur . bu nası olcak abicim :P

2004/11/07

Alıştırmalar:)

daha yeniyim. çok da anlamıyorum ne ne işe yarıyo:)yeni bi msj için nereye tıklayacağımı kestiremedim :) çok geç öğreniyorum di mi. bazen öğrendim dediğim şeyleri bile öğrenmediğimi çok çok sonra farkediyorum. Öğrenmekle iş bitmiyo bazı konularda. kabullenme yada ne biliyim alışmak falan da lazım. En sıkıntı çektiğim kunulardan biri de işte bu. Alışmak. öyle zor bişeyki. alıştığım şeylerin değişmesi bi yerlerimin kopması, bi şeylerimin kaybolması gibi. Hayati bazı damarlarımın geçici (ya da kalıcı) olarak servis dışı olması gibi belki :P Oysa ne değişkendir hayat. öyle yaslanıp seyredeceğimiz bi flim diil bu. arkamıza yaslanıp yaşayamayız. Anların mustakil hayatlar tarzı tükendiğini sık söylüyorum sana. Ama bunu anladığımı sanmıyorum:( Anlamış olsaydım hiç bir şeyi uğurlama konusunda bunca isteksiz beceriksiz olmazdım. Oysa ben değil uğurlamak gömdüklerimi bile mezarlarında çıkarıyorum defaatle. Bazen yanımda cesetler taşıyomuşum gibi geliyo (çünkü öyle). çok baştayken, sondan bahsetmek kabalık gibi görünebilir. ama merak ed,iyorum, burayı gömeceğim zmn ne kadar yakın:) ya kendimi gömeceğim zmn? gece şimdi. ramazan.uzun zmn oldu geceyi dinelimiyorum. onun için sana şimdi ondan bahsetsem eski bi dosttan bahsetmek kadar uzak şeyler söyliycem. yada mütekerrir şeyler. sesi yok ama gecenin. çünkü benim kulağım onda değil:) ne demiştim 'insanlar dinelemdikleri için gece ıssız' Ya da şöylemi demiştim. 'insanlar ondan kaçtıkları için ıssız gece' evet böyleydi:P sonra devam edicem inş.

2004/11/05

kaydoldum:)

Şu an pek bişiy yazamıycam cnm benim, sevgili benciiim:)